Alacakaranlık Serisinin yarattığı çılgınlıktan ülkem gençliği de nasibini aldı. Yaşı kırklara dayanmış biri olarak Vampirizm’e merakım bu dönemin daha öncesinde başlam

ıştır. Benim , merak sardığım dönemde
Angel, Buffy, Spike vardı. Edward, Bella ikilisinin esamesi okunmuyordu. Halk arasında kullanılan avam bir tabir olsa da tekrar etmek isterim; Edward ve Bella babalarının yediği portakalda vitamin değildi. Kızların Twilight efsanesi’ne neden bu kadar düşkün olduğu konusunda bir teorim var ama ona başka bir gün değinirim bugün öncelikli amacım Vampirler hakkında çok bilinmeyen ve ilginç bir şekilde gurur duyduğumuz Osmanlı Tarihi ile de ilgili bilgiler.
“Vampir” ile aynı anlamda kullanılan bazı kelimelere bakalım önce. Vampyre, Nosferatu, Drakula. Vampirleri biraz mitolojik biraz da folklorik varlıklar olarak kabul edebiliriz. Vampyre kelimenin genel kullanıma biraz daha Latince etkisi ve karizma getirmek için kullanılıyor günümüz popüler kültüründe.
Wikipedi’ye göre
Nosferatu; Yunanca “nosophoros”, veba taşıyıcı kelimesinden gelir. Ancak bizim konumuzla ilgili olarak aynı zamanda Nosferatu doğuştan vampir olanlara verilen isimdir. Veba, dünya üzerindeki insan nüfüsuna insanlık tarihinde en büyük savaşlardan daha fazla bir zarar vermiştir. Veba’nın insan nüfusunu kırıp geçirdiği bu hastalığa neyin neden olduğu anlaşılamadığından Vampir saldırısı sonucu ölen kişilerin bir çeşit salgın hastalıkla ilişkilendirilmesi Vampirler ile ilgili yaptığım araştırmada sık sık karşıma çıktı.
Günümüzde ise Vampirler ile ilişkilendirilen bir başka isim ise (Edward’dan sonra) hiç şüphesiz Drakula’dır. Benim bugünkü yazımın önemli bir kısmı da bu isimle ilgili çok (en azından ülkemizde) bilinmediğine inandığım konular hakkında olacak.
Dracula hakkında Vampirler’e ilgi duyan kişiler için temel genel kültür olarak kabul edilebilecek bu öncelikli bilgilere geçmeden önce altını çizmek istediğim bir konu var. Bu satırlarda bahsedeceğim konular hakkında haberiniz yoksa Vampirlerle ilginiz falan yok. İlginiz büyük ihtimalle gümüş gibi parıltılar saçan teni ile yakışıklı ve hiç yaşlanmayacak anlamsız romantik Twilight kahramanı Edward’a karşıdır. Durum buysa kötü haberi ilk benden duyun. Gerçek hayatta böylesine romantik bir karşı cinse rastlama ihtimaliniz bir Vampire rastlama ihtimalinizden daha düşüktür.
Drakula Vampirlerin en meşhurudur. Braham Stoker’ın 1897 yılında yayınladığı
“Dracula” adlı romanı ile bu ününe kavuşmuştur. Ünlü Yönetmen Francis Ford Copolla tarafından 1992 yılında aynı isimle “
Braham Stocker’s Dracula” kitabın aslına oldukça sağdık kalınarak çekilmiş bir film vardır. Gayet başarılı olarak hafızama yer etmiş bu filmi daha önce seyretmemiş olanlar için mutlaka bir kez seyretmelerini öneririm. Kitabın ismini aldığı karakter
Dracula olarak da bilir. Kendisi Karpat dağlarında Transilvanya sınırındaki kalesinde yaşayan bir konttur.

Günümüzde popüler vampir edebiyatında oldukça sık bahsi geçen Kont Drakula
III. Vlad Dracul isimli gerçek tarihsel bir karaktere dayandırılmıştır. 1456- 1476 yılları arasında Osmanlı imparatorluğunun sınırları içersinde bulunan Eflak Boğdan bölgesinde Eflak Prensliği yapmıştır. Tarihte ismi Vlad Tepes olarak da geçer. Ama biz kendisini Kazıklı Voyvoda olarak okumuşuzdur tarih kitaplarında. 20.000’e yakın Türk’ü kazığa oturttuğu geçen yüzyıllara rağmen günümüzde bile çok sıra dışı işkence teknikleri kullandığı söylenir. Bu nedenle Drakula efsanesine esin kaynağı olmuştur.
Vlad Tepes babası tarafından Osmanlılara imparatorluğa sadakatinin bir garantisi olarak 1442 1448 tarihleri arasında rehine verilmiştir. 11 yaşından 17 yaşına kadar Osmanlılar

arasında geçirdiği bu dönem daha sonraki Yıllarda Eflak Prensliği yaptığı ve Osmanlı İmparatorluğuna karşı ayaklandığı dönemde uyguladığı vahşeti öğrendiği dönem olarak bahsedilmiştir
Elizabeth Kostova’nın
The Historian adlı romanında. Şimdi bu iddia’ya itiraz edecek olanlar vardır aranızda ama Osmanlı İmparatorluğu’nun saygıdeğer rehinesi olarak bir eli bir balda bir eli yağda yaşamış olsaydı kendisine tarihe geçiren şiddete nasıl yatkın olabilirdi ki? Osmanlı Askerlerine ve tebaasına karşı kazığa oturtma, elçilerin kavuklarını kafalarına çivi ile çakmak, vebalıları Osmanlıların içine karışmaya zorlamak (bu tekniği ilk biyolojik savaş örneği kabul edebiliriz) bu kadar şiddet dolu yöntemler uygulamasını neye dayandırabiliriz. Kimden öğrendi sizce kazığa oturtma işlemini?
Henüz fark etmeyenler için bir ufak not. Vlad Tepes’in Osmanlı himayesinde geçirdiği altı sene boyunca ev sahibi Osmanlı Sultanı, İkinci Mehmet veya diğer adıyla
Fatih Sultan Mehmet’tir. Bizim için böyle önemli bir tarihsel figürün yanında karakterinin gelişimi için en önemli bir dönemi geçirip Osmanlı Hükümdarlığından b

u kadar nefret etmesinin nedenlerinin neler olabileceğini düşünüyor insan.
Günümüzde popüler kültürde dikkat çeken ürünlerden bir başkası da Harry Potter serisidir. Harry Potter serisinden hatırlarsınız kötü kalpli Lord
Voldemort ile mücadele için kurulan bir Order of Phoenix veya Türkçe adıyla Zümrüdü Anka Yoldaşlığı vardır. Bu tamamen hayali bir yoldaşlıkken bu yoldaşlığın asıl esinlendiği bir başka gerçek yoldaşlıktan bahsetmek istiyorum. “Order Of Dragon” yani Ejder Yoldaşlığı. Bir amaç için toplanmış gizli bir topluluktur
Ejder Yoldaşlığı. 1408 yılında Macar Kralı tarafından kurulmuştur ama Almanya ve İtalyada yeşermiş büyümüş serpilmiştir. Yoldaşlığın kuruluş amacı Kutsal Haç’ı korumak ve Hristiyanlığın düşmanları (özellikle de Türkler) ile mücadele etmektir. Elizabeth Kostova’nın romanında Fatih’in Doğu Roma imparatorluğunun başkenti olan Constantinapol’ü ele geçirmesinin ardından Ejder Yoldaşlığının bir numaralı hedefi haline geldiği ve Fatih Sultan Mehmet’in de bu yoldaşlığı yok etmeyi öncelikli hedefleri içersine alarak karşı bir yoldaşlık kurmuş olduğundan bahseder. Kazıklı Voyvoda Vlad Tepeş’de bu yoldaşlığın önemli üyelerinden biridir.
Şimdi burada yazanları özetlemek gerekirse, En popüler Vampir hikâyelerinden bir olan Drakula’ya ismini veren Vlad Dracul gerçek bir tarihsel karaktere dayanmaktadır. Bu karakter eğer vampir diye bir şey varsa onlar arasında en meşhurudur. Kendisi 11 yaşından 17 yaşına kadar Fatih Sultan Mehmet’in himayesinde büyümüştür ve daha sonraki ününe sebep olan vahşiliğinin altyapısını bu dön

emdeki deneyimlerinden kaynaklandığı iddia edilmektedir. Kuruluş amacı tamamen Türklerin genişlemesini durdurmak olan Ejder Yoldaşlığı adlı gizli topluluğun da üyesidir. Bu gizli topluluğun arması da 1996 yapımı Millenium dizisinde yer alan The Millenium Group arması ile ilginç bir benzerlik göstermektedir.