Deveyi diken İstanbulluyu yağmur misali. Yine yağmurlu bir günde işe ulaşmaya çalışıyoruz. Bu arada Koşuyolu dörtyol Işıklarda orda ne işi olduğunu anlam veremediğim bir iki katlı otobüs köprü yoluna dönmek için kasarken az daha bir trafik lambasını deviriyordu.Hasar verdi zaten ama yıkmasında da çok fazla bir şey kalmamıştır. STFA nin eski holding binasının önüne 1 saatte ancak geldim. Binaların yerinde yeller esiyor. Çok yazık gerçekten başarılı 1 kampus binası idi. Ne oldu da binaları yıktılar. Borçtan arazinin mülkiyeti bankalara mi geçti diye meraklandım şimdi. Yağmurun dinmesi ile trafikdeki kaos dindi gibi köprüye girdim gibi. Şuyu seven bir ırk olmadık hiç. Allahtan ıslamiyeti seçmişız de namaz için abdest almak zorunda kalanlar payesine ülkenin geneline kötü bir koku hakim değil henüz. Suyu rakı ile beraberse severiz göçebe genlerimizden mi bilinmez haftada bir temizlik için. Sonrada Avrupanın kıç yıkamamalarını eleştiririz. Tertemiz kıçımız ile gururla dolaşırız. Bir yerlerden gelen o eksi kokunun kaynağı kıçımız değildir nasılsa.
Butun su çeşitlerinde olduğu gibi yağmuru sevmeyiz. Sevmediğimiz için de yokmuş gibi davranırız. O sebeptendir ki belediyeler bütün yaz alt yapı çalışmalarını yapıp trafigin altını üstüne getirmeyi bilirler anca yağmur mevsimi öncesi çalışanlarını logarların tıkalı olup olmadıklarını kontrole göndermezler. İlk sağanak yağmurda iflas edecek altyapı gösterecektir tıkanıkları. Su basan meskenler ve işyerlerinde doğan hasarlar ile ilgili sorumlulukları yoktur çünkü. sorumluluksuz hizmet anlayışı. Binlerce yıldır metropolis olan şehrin neden sular içersinde olduğuna dair tartışır dururuz. Yetkililer. önlkeyici bir aksiyon almadıklarından bahsetmez ancak sel seylap hasarından zarar gormuş milletimizin yaralarını sarmak için orda oldugunu gösterir mutlaka.