
Hafta sonu için planlarım vardı kurs notlarımı yeniden yazacaktim. Indirdiğim dizileri seyredip yenileri indirmeye başlayacaktım ama olmadı.
Buna akşamı gece yarısından sonra eve geldiğimde kapıyı açık bulduğumda evi tam takir bulucagimi beklerken salonda duran sırt çantasının içindeki lap top ve yukarda çalışma masasında duran pc ve lcd monitör gitmişti. Anlayacağınız, bu başarılı hırsızlık alıştığım hayatı baştan sona değiştirdi. Aklıma esen şeyler için interneti kullanmam bir süre için mümkün gözükmüyor veya eve iş götürmem de. Cumartesi sahur vaktine kadar sırası ile 155 devriyesi hasanpaşa karakolu polisleri ve olay yeri inceleme ekibi (CSI)
Ziyaretçilerimiz oldu. CSI anadolu yakası parmak tespiti için çalıştılar ama bir şey bulamadılar. sonra bi karakola gidip ifade verdim ve davulcunun ritmi ile uykuya daldım.
Her ışte 1 hayır vardır diyerek üzerinde durmayalım. Bu şekilde internet bağımlılığının da gerçek boyutlarını görmüş olurum.
Pazar, Eylül 30, 2007
Haftasonu için planlar
Cuma, Eylül 28, 2007
Geliyyoooor Geliyooor kahramanım geliyor
Hani çok keyif aldığınız bir içkiyi, bir tatlıyı yudum yudum içer veya minik lokmalar ile yersiniz. Her yudum her lokma ayrı bir haz verir. Işte iki bölümde de bu hazzı dizinin her dakikası için aldım.
Dexter garip bir şekilde etkiliyor beni. Sanki kendimden bir parça var derinlerde bir yerde. "Belki de içimdeki canavar"'a yapılan gizli bir çağrı gizlidir bu dizin her bölümünde. "Gizli Reklam" gibi
Senle veya Sensiz Ben Istanbula Hastayım
Kaç tane bin yıllık şehir biliyor sunuz?
Medeniyetin beşiği merkezi o zamanki dünyayı birbirine bağlayan tüm yolların başlangıç noktası.
Sabah Gripin ile başladım güne. "Ben sensiz Istanbula düşmanım" (tabi işe gider gitmez indiriverdim albumu komple.)
Öncelikle Istanbul ile her hangi bir husumetim bulumamaktadır onun altını çizmek isterim
Burda doğdum burda büyüdüm okullarımın çoğunu burda okudum yaşıyorum u şehirde her türlü ızdırabına denk gelirsem çekiyorum.
Öyle zamanlar var ki çektiğin ızdırap dayanılmaz oluyor, bırakıp gitmek tozu dumana katarak terketmek istiyor insan. Sağlıksız tüketen bir aşk da taraflardan biri gibi hissediyorsun. Bırakıp gitmeye gücün yok her şeye rağmen onsuz bir yaşam düşünemiyorsun.
Sonra bir bakıyorsun şehrin bize yaptığı bir şey yok aslında. Çektiğimiz ızdıraplar ektiğimiz tohumların eürünleri. Bu şehrin sakinleri olarak insan gibi yaşamayı bilmezsen cennet bile ızdırap olur.
Şimdi aklıma geldi "insanların genelde iyi olduğu" kavramından yola çıkarsak ve tüm müslümanların Cennete gideceğini düşünürsek yanılmış olmayız.
Öncelikli endişem Cennetin kaynakları konusunda. Media Mart açılışını gördünüz mü ? Müslüman Türk Milleti Sahur'un ardından dükkanın kapısında sıraya girip ucuz elektronik almak için yıkıp dökmüş. Bu insanlar ile beraber cennet kaynakları epey bir yüksek tempoda çalışır gibi geliyor bana.
Ikinci endişem Cennete gitsem Uçaklar ile binalara giren adamlar uzerindeki bombalar ile insanları uçuran insanlar ile aynı mekanda olmak ne kadar istiyorum.
Tabiki Cenneti Cennet yapan yaradan'ın iradesidir ama Cennetin sakinlerinin de önemi var ve potansiyel sakinler pek bir umut vermiyor. Belkide her şey burda yaşanmalı ve bitmeli bilemiyorum......
Çarşamba, Eylül 26, 2007
Leap of faith- İnanç Sıçrayışı
Uzun aralar vermeye başladım ama hakikaten vaktim olmamaya başladı. Programlar çok arttı ve boş zamanlar yetmez oldu kafayı toparlayıp bir iki satır yayınlamaya. Artık haftanın 3 akşamı kursa gidiyorum ofis de belli bir mesai gerektiriyor dolayısı ve henüz burda açıklamak için çok erken bir proje var mesai gerektiren. Birde sosyal aktiviteler işin içine girince gel gör beni yapan ne eyledi oldum. Daha programlı olmam gerekecek.
Yalan konusunda ne düşünürsünüz? Babam mesela yalana yalancıya hiç tahammül, tolerans gösteremez. kendisi de hiç yalan söylemez demek isterdim ama pek çok kez yakalanmıştır kendisi ailesine. Bu zamana kadar bu durumu 2 yüzlü bulmuşumdur ama şimdi neye tahammül edemediğini çok iyi anlıyorum.
Aptal yalanlar, yani söylemek için iyi bir nedeni olmayan veya söylediğimiz kişinin aptal olmadığını göz ardı ederek söylenen yalanlardan bahsediyorum karşıdaki insanı deli ediyor.
Elimde böyle bir numune var. Minik kızımız yeni mezun belli bir seviyenin üzerine ama çok üzerinde de olmayan bir zekası var. okul döneminde çevresindeki insanları olmadığı bir şey havası yaratmak için sıksık çoğu zaman da bir neden olmaksızın yalan söylemeye alışmış. Iş hayatında da aynı denklemin işine yaşayacağını düşünerek aynen devam etti. Başlangıçta yaşı ufak diyerekten yüzüne vurmadık ama gördüm ki bu durumu bir başarı olarak görmeye başlayıp daha aptalca ama cüretkar yalanlara geçmeye çalıştı.
Bir insan Les sınavı sonucu hakkında niye yalan söyler. Türkiye 8.si oldum niye der bir insan gerçekte 805. olmuş ise. İlk bin içersinde olmak insanı neden yalan söylemeye iter.
Ben bu şabalağı dövmek ile dövmemek arasında kaldım. İşin acısı bir beyaz yakalı olarak 10 seneyi aşkın bir iş deneyimi olunca insan insan iş hayatında kullanılabilecek her türlü yalan dolan ve mazereti zaman içersinde gördüğümüzün farkında değil. Çok kızgının çok sağanak gibi yağacağım üzerine.
Salı, Eylül 25, 2007
Ugruna savasilacak degerler vardir
Fazla Lafa gerek yok. Ilgi manyağıysanız bunun gibi nedenler yeterli olacaktır.
Gönderen Severus Snape zaman: 13:58 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Perşembe, Eylül 20, 2007
Geyiğin dibine vurmak

Bilirsiniz muhabbet'in 1 noktası vardır bir ivme bir tempo yakalanmıştır ve muhabbetden alınan haz her geçen dakika artar ve sizi en yüksek muhabbet mertebesi sayılan hazzın zirvesi 'Geyiğin dibine vurmak' için motive eder.
Facebook hakkında başlayan bir konuşma süratle yukarda tarif ettiğim yola girdi. Bağlı bulunduğumuz Networklerin azlığıni farkedip nedenini öğrenmeye çalıştığınızda ikimizinde bağlı bulunduğumuz networklerde üniversitemizin bulunmadığını farkettik. Nedeni çok basitti ikimiz de İstanbul üniversitesi mezunuyduk ve o dev yapısına rağmen bu kadar öğrencileri ile ilişkisini kopuk tutan bir başka üniversite olmadığında görüş birliğine vardık. Tabiatı ile okulu tarafından açıkta bırakıldığının farkına varan profesyonelle olarak söylenip ufak sövmelere başladık. Mutabakata vardığımız nokta yani geyiğin dibine vurma anımız ise 'İstanbul üniversitesi bizi mezun etmemiş resmen sıçmış' yorumu ile oldu.
Eldeki sınırlı imkanlar ve öğrenci sayısına bakarsanız okulun da fazla yapacak bir şeyi olmadığını anlamasına anlıyoruz ancak insanın içinde yine de bir şeyler eksik oluyor.
Gönderen Severus Snape zaman: 18:54 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Batushkha, Facebook, İstanbul, Moblog, Okul, Üniversite
Rastgele Düşünceler- Nedense birden Angelina Jolie aklıma geliverdi
Vaan, tuuu tiriii ve forrrrooooo . Ibrahim Tatlıses'in şarkısından bahsetmiyorum. "Forroooo" yani "Dört" (rakamla 4) sayısı Angelina Jolie'nin bugüne beraber olduğu erkek sayısıymış. En azından Cosmopolitan dergisine verdiği röportajda öyle iddia ediyor.
Dün bu konu bir radyo programının ödüllü sorusuydu." Angelina Jolie Kaç erkek ile beraber oldu? Üstelik ilk dinleyici (erkek) doğru cevabı verip ödülü kaptı.
Gelişmemekte direnen ülkeler arasında yer alan ülkemizde magazinin ülke gündeminde çok kuvvetli bir etkiye sahip.
Bir pazar akşamı televizyonda iki haber sıra ile altyazı geçse biri "Hülya Avşar ile Saadettin Saran'ın evlenmesi" bir diğeri ise "Hilafetin yeniden getirildi" olan iki gerçeklemesi olanak dışı (???) haberleri yayınlansa pazartesi milletin hararetle konuşacağı konu ilki olacaktır.
Ya ben çok yaşlandım ve basın dünyasının yaş ortalaması düştü yada bu insanlar artık haber geçerken hiç arşiv taraması yapmaz oldular.
Bırakın Angelina Jolie'yi kimsenin beraber olduğu erkekler, kadınlar veya uzaylılar kimseyi ilgilendirmemeli. Ama cinsellik içersinde fantazi çok büyük yer aldığı için insanların cinselliği kiminle nasıl yaşadığı konusunda bilgileri geri çevirmek gerçekten zorlaşıyor.
Internet ve saatlerce görüntü kaydedebilen cep telefonları ve diğer küçük cihazlar öncesi, sıradan bir insanın başka insanların bırakın cinsel hayatlarını özel hayatlarının detayına ulaşmak epey bir efor gerektirirdi. Günümüzde artık ilişkilerin en mahrem anları bile ilişkiyi yaşayan taraflardan bir tanesinin kötü niyetli, arşive meraklı olması ve dikatsiz olması nedeni ile sıradan insanların ulaşabileceği şekilde yaygınlaştırılabiliyor.
Bakınız Gamze Özçelik videosu hala elektronik ortamlarda el değiştirebilirken. Dijital çağ öncesi kaydı geçekleştirilmiş (VHS Kaset kaydı) Gülben Ergen videosuna ulaşmak neredeyse mümkün değil.
Gelelim Angelina Jolie ile ilgili habere. Cosmopolitan dergisine verdiği röportaj ile ilgili verilen habere
göre "Angelina Jolie şimdiye kadar sadece dört erkek ile beraber olmuş." Bu erkeklerin kim olduğunu ilgili haberden öğrenebilirsiniz ama bu farklı yaklaşımı her yerde bulamazsınız.
Hürriyet gazetesinde yer alan 11 Ocak 2004 tarihli bir başka haberin bir bölümünde ise "En önemli özelliğinin yatakta çok iyi olması olduğunu vurgulayan Jolie, ‘Şimdilik uzun süreli ilişkilere girmek istemiyorum. Bazen bir otel odasında bir gecelik seks serüveni beni mutlu ediyor. Sabaha kadar sevişmenin zevkini çıkarıyorum. Sabah da herkes kendi yoluna gidiyor’ diyor. " şeklinde bir bölüm var.
Ilk bakışta bu iki röportaj çelişiyor izlenimi verse dahi aslında Angelina Jolie'nin ilişkiye yaklaşımı ile ilgili bilgi sahibi oluyoruz. Eğer bu iki röportaj da doğruysa konu ile ilgili aklıma bir kaç yorum geldi.
Kadınlar için "seks yapmadan önce duygusal bir bağlantı kurmak isterler" iddiası ya tamamen yalan yada "Angelina Jolie" bir istisna.
Angelina Jolie'nin hayatında seksi ve ilişkiyi yaşamak iki ayrı kavram ve en azından onun hayatında beraber anılmamaları her zaman gerekli değil.
Brad Pitt'e rağmen her erkeğin Angelina Jolie ile beraber olma ihtimali var. Tabi bunun olasılığı Angelina Jolie ve onunla beraber olma olasılığını kovalayan erkeğin yollarının bu yaşamda bir yerde ve zamanda kesilmesi ön gerekliliği var. İşte biz erkekleri bu hayata bu dünyaya umut ile bağlayan sebeplerden birisi.
TombRaider karakterinin daha güzel yakışacağı başka bir hatun düşünemiyorum. (konudan uzaklaştım ama konu Angelina Jolie olunca konsantrasyonun ve kan dolaşımının başka yönlere kayması normal.
Hatun "Hayat denilen okulu bitirmiş de ekstra kredi için ortalarda dolaşıyor" ve hiç kimse hiç bir şey umrunda olmadan (Brad Pitt bile) bir yaşam sürüyor".
Gönderen Severus Snape zaman: 11:35 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Angelina Jolie, Batushkha, Haber, Hatun, Hürriyet, Internet, Magazin, Rastgele düşünceler
Salı, Eylül 18, 2007
1 ben 1 sen 1de bebek @ Starbucks
Öğlenleri yemekten sonra beyni tokatlamak gerekiyor. Kahve bu ihtiyaca en iyi cevap veren ürün. Uykuyu açıyor kandaki şekeri düzenliyor. En azından benim için öyle .
Mekanı dün öğlen ziyaretimde ise yan tarafta dünya tatlısı bebek vardı. Cilveli maviş flörtöz ve sempatik .
Bu gün yazacak pek bir şey gelmedi aklıma. Amerikada TV'lerinde yeni sezona başlandı. Prison Break'in 3. sezon ilk bölümü yayınlandı. Bölümün adı "Orientacion" Interinet ortamında paylaşıma çıktı bile. Geçen sene epey bir içimi baymıştı sezon premiyerini indirmesine indirdik ama bu akşam seyretmek için en ufak bir motivasyonum yok doğrusu.
Pazartesi, Eylül 17, 2007
Batushkha Post-it -Rastgele Düşünceler
Bu gün ilim irfan yuvaları eğitim yuvaları'nın ilk günü. Beklendiği gibi 1 yoğunluk var.
Beni endişelendiren ise köprü sonrası zincirlikuyu trafiği. Maslak'daki çalışmaları hala bitirmemiş olmaları durumunda tuz biber ekmenın ötesine geçmiş olacaklar. Kadir bey çalışıyor planlar ve projeleri hayata geçiriyor taşerona veriyor , ancak Türk taşeronları henüz taahhütlerini zamanında gerçekleştirme gibi bir birikim sahibi değiller. Üzerine aldıkları işlerini ayıpsız bitirmeleri gerektiğinin yeni öğrendiler. Şok yaşadılar ama uymaya çalışıyorlar.
Bu hafta dünya bekarlar haftası bende radyo'nun yalancisiyim. ( Araştırdım öğrendim bu hafta Amerika birleşik devletlerine Ulusal Bekarlar haftası ymış. Bizde küçük Amerika olmak istemiyor muyduk? ) Normalde ' Bütün bekarlar ve kendini bekar hissedenlerin bekarlar günü kutlu olsun' derdim ancak bu sefer böyle bir dilekde bulumayacağım.
Bekarlar ile bekar olmayanlar arasında çok net 1 çizgi var ona evlilik cüzdanı diyorlar. Bir kere imzayı atıp kontratı imzalamış olmanız'in size sağladığı ayrıcalıkların olduğu gibi baglayicilikları da var.
Ayrılma süreci denilen gri alan da aslında gri falan değil. Hala evliler. O zamanında güle oynaya attıkları imza nedeni ile doğan haklar ve sorumluluklar her ne kadar artık faydalanmak istemeseler dahi taraflardan birinin icra etmek istemesi durumunda uygulanır. O sebepten bekarlık ile uzaktan yakından alakası yoktur ve bekar olarak ya doğmuşsunuzdur yada sonradan evlenip yürütememiş ve boşanarak o tanımı tekrar haketmişsinizdir. Doğum hakkınızı hür irademiz ile 1 kere bırakmışsanız geri dönüş o kadar kolay olmuyor malesef. Uzun lafın kısası yukardaki Tüm doğuştan veya boşanmadan dolayı bekar tanımını hakedenlerin 'bekarlar haftası kutlu olsun'
Amerikan Ulusal Bekarlar birlğinin web sitesi için buraya bakabilirsiniz.
Cumartesi, Eylül 15, 2007
cumartesi 15 eylül 2007
Acil durum planı açıklıyorum dışarıda yemek yok bir iki hafta evde uşenmeden kendi yemeğimi kendim hazırlayacağım.Kahve de buna dahil. Conversations with other women adlı filme başladık eve gittikten sonra. Filmin adının konusunu direkt yansıttığını söylemem gerekir. Ben sızana kadar paso muhabbet döndü üstelik sadece 2 kişi arasında.
Sabah 10 gibi kalkıp arabayı yıkamaya götürdüm. Pakiş fikirtepede eski açıkhava sinemasının cephelerinden birinde (hamam'in bulunduğu cephe) 24 saat hizmet verenlerden özellikle gececi taksiler boş saatlerde arabalarını yıkatip bir fincan beleş cay içip dinleniyorlar.
Orada işimiz bittiğinde saat 11:00 olmuştu ve oruç olayını pas gecmiş olduğum için kahvaltı seçeneklerini değerlendirip sahip olduğumuz zaman aralığına en uyumlu seçenek olarak acıbadem Starbucks'a gittik. Bol minik sandviç ve günün kahvesinin ardından bir sonraki durağımıza ataşehir girişinde Honda servisine kısa 1 süre uğrayıp Ikea'ya uğradık. Malum o kadar zahmet edip kataloglarını kapıma kadar getirmişler. Bende katologu poşetinden bile çıkarmadan iade-i ziyaret yapayım dedim.
Bu arada yeni veya yaratıcı bir şey bulamadık; ancak hemen yanda açılan meydan avm buraya kadar gelmemizin boşa olmadığını gösterdi.
Media market, GAP yeni markalar.
Güzel geçti zaman artık geri dönüşe geçmek gerek ama önce yol için kısa 1 gloria jean's molası
Cuma, Eylül 14, 2007
Ikea kapımızda
Bakmayın siz resmin yamuk durduğuna. Dün akşam keyifli bir yemek (Sunset Ulus) arkasından eve geldiğimde kapıda yeni Ikea kataloğunu asılı buldum . Daha bakmaya fırsatım olmadı ama hasanpaşa mahallesi ikea kataloğunun dağıtım bölgesine girdiği için pek bir mutluyum. şimdiye kadara dağıtım yapılan bütün dergiler evime ulaştı. Süpper değil mi ?
Sunset hakkında bir kaç cümle . Adı her nekadar "Sunset" olsada bence asıl büyük keyif gün batımından sonra çıkıyor. Istanbul gibi bir şehirde yaşama ayrıcalığının tadını yudum yudum çıkarıyorsunuz. Servis harikulade, yemek porsiyonları pek bir mutevazi fiyatlar ise mütevazilikten bayağı uzak. Öte yandan çeşmede salaş diye gidip adam başı 100 kaat bayıldığımız böcekçi "can baba" Sunset ile karşılaştırınca servis olarak yontma taş devrinde kalıyor. O sebepten hesap biraz sarssa dahi damağınızdaki tadı kaçırmıyor.
Bu sabah saat epey erken uyandım (06:00) Allah mı dürttü nedir oruç tutayım diye belki ama olmadı işte. Haftasonu inşallah .
Inşallahlar, maşallahlar hayatımızın bir parçası oldu. Iyice arap ülkelerine benziyoruz. "Bukra Inşallah" Suud'da yabancılara karşı sık kullanılan bir terimdir. "Yarın inşallah" bugün git yarın gel den beterdir. Bir arap size "Bukra inşallah" dediği anda bitmişsiniz demektir. Zira o adam ile ne işiniz varsa o işin tamamlanma ihtimali epey bir azalmış demektir.
Hadi Araplar dayamışlar sırtlarını topraklarının altındaki petrol reservelerine boyle bir tembellik lüksleri var. Biz neyimize güveniyoruz ben onu merak ediyorum. Hem merak ediyorum hem tembellerin önünde gideniyim. Bu konu kapanmıştır iğneyi kendine batıramıyana çuvaldızı başka bir yerine batırırlar. Hakları da vardır.
Nerde kalmıştık? Erken kalkınca tabi aşağı inip kahve koymaya vakit oldu. Mahmur mahmur kahvelik malzemeyi hazırladım makineye yerleştirip sonra güne hazırlanmaya başladım. Çok sıradan. "Erken kalkan çok yol alır" derler bir bakıma doğru. Işe gitmek için her zamankinden daha erken yola çıktım tabiatı ile; ofis binasına vardığımda epeyvaktim vardı bende starbucks'da bir kahvaltı yapayım dedim. Havuçlu keklerine kıl olduğumu söylemiş miydim? Kek dilimlerinin sırtların yaklaşık dört aydır traşlıyorlar. Alenen gramajdan çalıyorlar şerefsizler. B günlerde promosyonunu gerçekleştirdiği Double mocha machiatto ile sırtı tıraşlı bir havuçlu keki "Elle decor" dergisinin incelerken mideye indirdim.
Dergi de kahvaltı da bitti şimdi ofisteyim.
Bu arada kahvelerin nasıl hazırlanmasına dair bir blog var onu da yeri gelmişken paylaşayım. Belki bir gün kendi kahve keyfinizi kendiniz hazırlamak istersiniz.....
Çarşamba, Eylül 12, 2007
Teknik destek akşamı
Dışişleri bakanlığında görevli hukuk müşaviri arkadaş (kendisi liseden sınıf arkadaşımdır) ile program yatınca kardeşe gidip destek verdim. Benim telefonu, bir iki sezon dizi ve ms ofis kurulmasının ardından saat 2330 da isim bitti. Artık eve gidip devrilmek lazım. Yatmadan önce bir şeyler yesek mi? Malum yarın ramazan'in ilk günü.
Bıçak sırtı teknolojisi
Dün akşam telefonu şarj'a koyduğuma o kadar emindim ki; bu sabah pil'i son çubukda görmek benim için bir şok oldu kendi çapında pek tabi.
Araba kullanırken cep telefonundan email yazmaya çalışmak hem zahmetli hemde gereksiz ve riskli. Nedir bu hafta yaşanan köprü çilesi her sabah ebem belleniyor. Aha 20 dakika oldu daha altunizade den köprüye giremedim.
Bu sabah gibi yaşanan günlerden dolayı katkısı olanların başta doğumlarında görevli ebe olmak üzere bir çok katkıda bulunan kişilere methiyeler düzüyorum.
George Clooney bir araştırmaya göre en çok beraber yemeğe çıkılmak istenen adam seçilmiş. Her konuda olduğu gibi bunla ile ilgili çok güzel bir izaha sahibim. Nasıl her erkeğin kalbinde 1 arslan yatarsa her kadının yüreğinde de o aslanı terbiye etmek isteyen bir kadın bulunur. Zaten insan oğlunun evcilleştirmek sureti ile etinden, sütünden, gücünden fayda sağladığı ilk canlı erkekdir. Clooney kadınlar için hala oralarda bir yerlerde evcilleştirmeyi bekleyen vahşi doğada özgürce dolaşan 1 mistik canlı. Meraklısı biliyor ki bir gün como golü etrafına yolu düşerse o mistik canlıya rastlayıp ehlileştirme şansı hala var.Ne de olsa yaşayan en seksi erkek ünvanı sahibinden bahsediyoruz boru deeel. Bir kadının elinden her şeyi alabilirsiniz ama hayallerini asla.
Gönderen Severus Snape zaman: 09:01 2 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Batushkha, George Clooney, Köprü, Moblog, Trafik
Salı, Eylül 11, 2007
Takım oyuncusu olmak- Ben takım oyuncusu gördüm
Team player diye bir terim vardır iş hayatında. Son bir kaç senedir nasıl olduysa oldu team player artık "takım oyuncusu" olarak ad değiştirdi. İs ilanlarında vaz geçilmez bir vasıf olarak yerini aldı.
Bana göre "Takım oyuncusu" dediğiniz benim deyimimle "eleman" bir başkasının deyimi ile "memur" 'un allanıp pullanmışı. Bir birimin profesyonel faaliyetlerini yerine getirirken kendi için görev tanımında belirtilen işleri yerine getiren kişidir.
Hatırlarım çalıştığı şirkette GMY'miz takım oyuncusu olmak üzerine bir film diye bir cuma günü personelin bir kısmın Ümraniye Carrefour'da Ice Age adlı filmi seyretmeleri için sinemaya göndermişti.
Seneler sonra acı bir şekilde öğrendik ki takımdan çok yöneticilerin sene sonu primleri çok daha büyük bir öncelik teşkil etmekte ve sizden kaynaklanan maliyetler ise bunun primlerinin önündeki en büyük tehtid imiş. Üstelik de bu tehtid'i ortadan kaldırmak konusunda epey bir başarılı olmuşlar.
En iyi takım Takım oyuncusu örneği Askerlikteki rütbesiz asker "Er" dir. Bütün ihtiyaçları devlet tarafından karşılanır barış zamanında temizlik, bulaşık, güvenlik sorumlulukları 7 /24 mesaisini alır. Savaş zamanında ise ona verilen emirlere istinaden belirtilen yerde veya zamanda ölmek veya öldürmek ile sorumludur. "Emre itaatsizlik" ağır bir suçtur ve şartlara göre askeri mahkemelerde şartlara göre en ağır şekilde cezalandırılır.
Eğer hısım akrabalarınız bir yerlerde nüfuzlu insanlar değilse profesyonel kariyerinize büyük ihtimalle bir "takım oyuncusu" olarak başlayacaksınız demektir. Bence bunda hiç bir sakınca yok. Size takım oyuncusu olmanın önemlerinden, meziyetlerinden kritikliğinden ve daha bir çok avantajından bahsedeceklerdir. Bahsetmenin akıllarına gelmeyeceği en önemli konu ise uzun vadede "takım oyuncusu olmak size bir şey getirme ihtimalinin olmamasıdır.
Takım oyuncusu olarak size verilen görev tanımları işlerinizi çok kolaylaştırır. Görevlerinizi olağanüstü bir şekilde yerine getiriyor olmanız veya ortalama bir şekilde yerine getiriyor olmanız takımın performansını etkilemediği süreyle bir fark yaratmaz. Prim , performans zammı veya terfi gibi kalemler söz konusu olduğunda ise işi ne kadar iyi yaptığınızın veya çok çalıştığınızın önemi yok işinize ne kadar hakim olduğunuzun önemi var. Bunun anahtarı da öğrenmektir. Bir konuyu öğrenmesi için çok çalışması gereken insanlardansanız bu taktirde çok çalışmanız gerekir tabiatı ile ancak sadece üzerinize vazife olan konular değil etrafınızda sizi etkileyen ancak sorumluluklarınız dahilinde olmayan konuların da akışlarını, sistematiğini, mekaniğini öğrenmeniz gereklidir.
Tarih boyunca değişmeyen bir şey varsa oda bilgini ve bilgiye sahip olmanın önemi. Bilgi çağına girmemizin en büyük etkisi ise bilgiye ulaşılabilirlik konusunda fırsat eşitliği yaratması oldu. Başarılı bireyleri diğerlerinden ayıran ise başarılı bireylerin popolarını sıkmak, vakit ayırmak efor sarfetmek sureti ile bilgiye sahip olmalarıdır.
Kimse takım oyuncularından böyle bir performans talep etmez zira sorgulamadan çalışıp vasat da olsa işini yapacak kişiye ihtiyaç vardır. Dolayısı ile vasat performans gösterip asıl enerjilerini daha geniş bir iş çevrensinin mekaniğini öğrenmeye kanalize edebilip öğrenenler bir farklılık yaratacaklardır.
Farklılık yaratan takım oyuncusu'nun gelişimi farkedilir ve takım içersinde ödüllendirebilir terfi ettirilebilinir ancak aynı performansda deva etmesi durumunda pek kısa sürede takım içindeki dengeleri ve düzenleri tehtid etmeye başlayacaktır. Dolayısı ile bu durumda en doğru davranış söz konusu takım oyuncusunun gerçek potansiyelini tespit etmek için deneyiminin nispeten daha az olduğu bir konuya yönlendirilmesi olacaktır. Yeni sorumluluğunun altından da alnının akı ile çıkması durumunda bu takım oyuncusunun kendi organizasyonunun içersinde veya dışarda bir organizasyon içersinde yönetici olarak değerlendirileceğinden emin olabilirsiniz.
İşte bu sebeptendir ki takım oyuncusu olmayı bir meziyet görenler bir vizyona sahip değillerdir ve hayatlarını dolap beygirleri olarak sürdürmeye mahkumdurlar. Takım oyuncusu olmak bir kariyere başlagıç için iyi bir tercih ancak kötü bir meziyettir.
Bir de hatırlı tanıdıkları sayesinde yönetici olanlar var ki bu ayrı bir konudur.
Gönderen Severus Snape zaman: 13:21 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Batushkha, Performans, Prim, Takım oyuncusu
Pazar, Eylül 09, 2007
09092007 yine bebek yine kahvaltı
Gönderen Severus Snape zaman: 16:52 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Cuma, Eylül 07, 2007
Azmak kıyısında Balık Ekmek
Küçük deniz kızı Ariel'i tanırsınız. Benim yaşımdaysanız çoluğa çocuğa dvd'sini almışsınızdır. Daha ufaksasınız büyük ihtimalle biri sizi elinizden tutup sinemaya götürüp seyrettirmiştir.
Akyakada Azmak kıyısında Balık yemek pek bir makbuldür. Halil'in Yeri , Azmak kapı buralarda öne çıkan restoranlardandır. Azmakkapı hala arzu ettiği popularite ve hacme ulaşmamış olsada Azmağa girişte ilk restoran olması nedeni ile dikkat çeker.
Azmak kıyısında balık yemek makbul dedik ya; azmakda demirli bazı teknelerde balık ekmek midye kalamar satıyorlar. Akşam üstü yürüyüşünde içiniz kıyılınca ayak üstü deniz ürünleri atıştırmanız için hizmet veriyorlar. Resimdeki geldi bana tekne de bunlardan biri; sizi bilmem ama resim biraz ironik geldi bana. Deniz kızı ariel'in yanında deniz ürünlerinden oluşan menünü özetini yerleştirmişler. Sankim ekmek arası deniz kızı veriyorlarmış veya deniz kizi ariel kendi mahiyetini (kendisi deniz canlilarinin prensesidir aynı aynı zamanda) yemek olarak sunuyormuş gibi bir izlenim yaratıyor.
Gönderen Severus Snape zaman: 10:12 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Akyaka, Ariel, Azmak, Azmakkapı, Batushkha, Deniz kızı, Halil
NY Astoria dan Akmerkez'e
Ahum civanim nihayet seneler sonra memlekete kısa bir süre için bile olsa geri geldi. Daha şimdiden NY özlemi içinde uyanmaya başlamış. Akmerkez starbucks da buluştuk. Akşama ikimizinde ayrı programı olduğu için bu kısa fırsat penceresinden faydalandık. İngilizceden tam bir çeviri oldu bu ama konumuz bu değil. Ahum civanim ile şöyle keyifli 1 şekilde oturup konuşmayalı 2 seneyi geçti. Geçen sürenin öne çıkan sansasyonel olaylarını ve özellikle dedikodularını seri 1 şekilde paylastik ve kaynattık. Kaynatmak fiilini sanırım sözlük anlamının dışında kullandım. Benim kastım yer yer acımasız yorumlar ile kahkahalar ile güldük. Tadı damakta kalan bir buluşmaydı.
Görüşmemiz benim Samsun pide partisine gitmek için binayı terketmem ile sona erdi. Partinin zoft drink sorumluluğu bana aitti. 3 litre ayran 3 litre kola ve bir arkadaş ile kandilliye doğru yola çıktım. Pide adedinin sınırlı kafa sayısının 10 olduğu organizasyonda 1 çubuk pide 3 tabak yeşil fasulye yediğimi söylemem size ne ifade eder bilmiyorum ama ben NŞA (Şartlar Altında) Yeşil Fasulye yemem. Allah insanı açlıkla terbiye etmesin :)
Aslına bakarsan normalde göstermediğim hassasiyeti gösterdim herkese yetecek kadar pide vardı ama bazı arkadaşlar saolsun (sadece bir tane ) adam başı iki veya üç pide düşen bu organizasyonda 4 yada 5 tane yiyince bize de karnımız doyurmak için yeşil fasulye yemek düştü.
Fasulyenin tadı bu arada gayet başarılıydı. ve Oda özel kaplarda taa Samsundan gelmişti. "Pideye niyet ota kısmet bir ortam oldu ama bu şekilde şekerim yükselmedi ve bu durum çeneme vurdu. Dolayısı ile gecenin muhabbet kısmında çok ama çok eğlendim.
Bu arada Starbucks Rusyada ilk mekanı açmış .
Çarşamba, Eylül 05, 2007
Martilar Alışverişte Görsün
İçim bir an burkuldu sakatlandığını görünce. Peki Martıların denizdeki kazazedelere ilk saldıran canlılar olduğunu biliyor muydunuz? Direkt gözlere saldırırlar gözdeki parıltılara. bu da böyle bir lüzümsuz bilgiydi.
Salı, Eylül 04, 2007
Tapınak Şovalyeleri 02 - İlk Buyuk Ustat Hugues de Payens
Hugues de Payens Champagne bölgesinden asil bir aileden gelen şovalye. Kudüs'ün ilk kralı Bouillonlu Godfrey ile beraber ilk haçlı seferinde savaşmış; savaş sonrası Fransaya dönmüştür. 1119 yılında II. Baldwin'in tahta geçmesinin hemen ardından kendisi bu sefer sekiz şovalyelik mahiyeti ile birlikte Kudüs Kralının huzurunda karşımıza çıkıyor. Beraberindeki sekiz şovalyenin ikisi kardeşi diğer altı tanesi ise kan bağı veya evlilikler vasıtası ile edindikleri akrabalarıydı.
II. Baldwin Hugues de Payens'in kutsal topraklara yolculuk eden hacıların can ve mal güvenliğini sağlayacak keşiş şovalyelerden oluşan bir askeri düzen kurma teklifine olumlu cevap verir. Kendilerine tahsis edilen merkez ise eski Tapınağın ağıllarıyıdı.
Bu yeni Şovalyelerin amblemi ise yoksulluk kavramını özellikle öne
çıkaran "aynı atın üzerinde iki şovalye" idi. Kaynaklara göre gelirlerinin tamamı bağışlara dayanan bu grubun ilk seneler boyunca (9 yıl) ne üye sayılarında artış oldu nede ağıllardan dışında her hangi bir faaliyetlerine rastlanmadı.
Christopher Knight ve Robert Lomas'ın yazdıkları Ikinci Mesih adlı kitapta bu dönem boyunca şovalyelerin tapınağın altında kazı yaptıkları iddia edilmekte. Bu kitaptaki iddialara göre; şu anda uygulanmakta olan Katolizm in kökleri İsa öldükten çok sonra yaratıldı.
Şu anki uygulamanın aksine Hiristiyanlık ilk olarak isa ile yahudi ırkına gönderilen bir din iken Isa'nın kardeşi "Adil James" İsanın Yaşamı sırasında ve ölümünden sonra cemaati gerçek hırıstiyanlık uygulamaları hakkında eğitiyor ve organize ediyor. Bunu yaparken kullandıkları mekan tapınak tabi. Politik çatışmalar sırasında James taşlanarak idam edilince taraftarları dönemin yönetimine karşı ayaklanmış hatta belli bir ölçüde de başarılı olmuşlar. Romalılar ayaklanmaya karşı destek alarak geri dönmüş ve büyük bir katliam gerçekleştirmiş. Rivayete göre Tapınağa sığınan cemaatin önde gelenleri dinin esaslarını içeren çok kıymetli kaynakları ve emanetleri tapınağın altında yer alan gizli tunellerde ve dehlizlerde gizlemişler.
Tapınakçıların bu dokuz yıl boyunca tapınağın altındaki ağıllarda kazılar yaptıkları ve bu kazılarda yukarda bahsi geçen evrak ve kutsal emanetleri aradıkları iddia edilir. Bu dokuz yılın ardından Hugues de Payens ve eskortları hem finansal hemde insan kaynağı bulmak için Fransya gittiği kayıtlarda net bir şekilde görülmektedir. Bu konudaki yorum ise "Şovalyelerin dokuz sene sonunda ellerinde toparladıkları dökümanların ve emanetlerin doğrulunu ve orjinalliğini teyit etmek için gittikleri" yönündedir.
Unutmamak lazımki bu dönemde bütün Avrupada ki okur yazar oranı % 1'in altındaydı ve bunun çoğunluğu da dina adamları ve görevlilerinden oluşuyordu. Iddiaların doğru olduğunu kabul edersek şovalyelerin "aradıkları" o dönemde Krallardan bile bile daha büyük otorite olan Papalığın dayandığı esasları temellerinden sarsacak bilgiler içeriyordu. Ellerindekileri teyit ettirmeleri gerekiyorsa gerçekten güvenecekleri birine yaptırmaları şarttı. Bunun için Fransaya geri gitmek pek de bir angarya mantık dışı gelmiyor.
Iddiaya göre; teyit'in ardından tapınağa dönülür ve kazılar süratle tamamlanıp bulunanlar Medeni dünyada bulunan ve Roma katolik klisesinin ulaşmakta zorlanacağı en uzak noktaya gönderilir. Ingiltereye kaçırılır.
Bu tarihten sonra neredeyse ikiyüz sene sürecek faaliyetlerine başlamışlardı. Süratle üye alımlarına başlamış ve kuruluş gayelerinin gereği olan yolculukları sırasında Hristiyan hacılarının güvenliklerin sağlamaya devam etmişlerdir.
Gönderen Severus Snape zaman: 15:48 0 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Batushkha, Haçlı Seferi, Tapınak, Tarih, Şovalye
Dünyanın Sonu - Global Isınma
Global Isınma devam ediyor. Denizler yükseliyor. Göller Kuruyor Canlıların hayatları tehlikede. Dünyamıza canlılarımıza sahip çıkalım. Onları korumaya alalım lütfen.
Gönderen Severus Snape zaman: 11:35 3 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Batushkha, Deviantart, Global Isınma, Haber
Pazar, Eylül 02, 2007
Tapınak Şovalyeleri 01 - Pauperes commilitones Christi Templique Solomonici
Şovalyelik düzenleri içersinde hakkında en çok yazılan çizilen ve spekülasyon yapılanların başında hiç şüphesiz Tapınakçılar / Tapınak Şovalyeleri (Knights Templar) gelir.
Bendeniz bir ara özellikle ilgilenip konu hakkında bir kaç kitap okumuştum. Tapınakçılar ve kutsal kase olayına hiç girmeyeceğim.
Kutsal kase konusunu merak edenler için kötü bir haberim var. Kutsal Kase'nin tam olarak ne olduğun dair bir görüş birliğine varılmış değil malesef.
Indiana Jones and the Last Crusade ve Da Vinci Code filmlerinde göreceğiniz gibi "Kutsal Kase, Holly Grail, Holly Graal" tam olarak ne olduğuna dair bir görüş birliği malesef yok. Başlı başına bir yazı konus olduğu için benim aklımda kalan teorileri paylaşacağım.
- Sonsuz bir iyileştirme gücüne sahip kase
- İsa'nın gerçek öğretilerinin yeraldığı bir metin.
- İsa'nın çarmığa gerilirken kullanılan çiviler.
- İsa'nın çocuklarının olduğu ve bu soyunun devamı

Pauperes commilitones Christi Templique Solomonici: Tam çevirisi olarak "Isa'nın ve Süleyman'ın tapınağının naçiz yoldaş Askerleri" veya daha popüler isimleri ile Tapınak Şovalyelerinin hikayesi ilk haçlı seferi ile başlar.
11. yüzyılda ilk haçlı seferi sonunda Kudüs'ün ele geçirilmesi ardından Avrupalı Hristiyanlar kendi deyimleri ile "kutsal topraklara" Hac ziyaretinde bulunmaya başladılar.
Her ne kadar şehir kontrol altında olsada "Deniz aşırı topraklar" olarak tanımlanan, Edessa Vilayeti (Şimdiki Urfa civarları ) , Antioch (Antakya) Prensiliği ve Tripoli Vilayeti (Trablus) den oluşan haçlı eyaletleri için aynı şeyi söylemek mümkün değildi. Hacı kafileleri düzenli bir şekilde saldırıya uğruyor bazen yüzlercesi katlediyordu.
Papa II. Urban'ın önderliğinde Kutsal Şehir Kudüs'ü "özgürleştirmek" gibi yüksek bir amaçla başlatılan I. Haçlı seferi 15. Temmuz 1099 tarihinde Kudüs'ün ele geçirilmesi ile sona ermiştir. II. Urban bu zaferden tam iki hafta sonra ölmüştür. Bu konu ile ilgili yine çeşitli komplo teorileri dolaşır etrafta bunun en büyük nedeni Şehrin yönetiminin teslim edildiği Bouillonlu Godfrey da şehir ele geçirildikten tam bir sene sonra ölmüş (1100 yılının Temmuzunda ) yerine Kudüs Kıralı olarak kardeşi Edessa'lı Baldwin geçmiştir. Her ne kadar Tapınakçıların varlıklarına Bourcq'lu Baldwin tahta geçtikten sonra rastlanmış olsa da. Bütün bu sıralı ölümler (Papalar ve Kudüs kıralları) Tapınakçılar tarafından gizli amaçlarını harekete geçirmek için ayarlanmış suikastler olarak anlatıldığına denk gelebilirsiniz ve benim gibi buna inanabilirsiniz. Ama inanmadan önce şunu hatırlamakta fayda var; Özellikle haçlı seferlerinin gerçekleştiği dönemde hijyen hakkında pek genel bir kavram hakim değildi. En ufak yaralanma bile bir enfeksiyon nedeni ile ölümle sonuçlanabiliyordu. Dönemin insanlarının yaşam sürelerinin kısa olması gayet normaldi.
Şimdi sıra Tapınakçılar'ın başlangıcına sıra geldi ama yerimiz daraldi başka bir yazıda devam etsem iyi olacak.
Gönderen Severus Snape zaman: 16:50 1 yorum Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Batushkha, Haçlı Seferi, Tapınak, Şovalye
Genel bir bakış Akyakadan Dönüş
Yeni bi haftaya başlarken karşılaştığımız arkadaşlarımıza ilk sorduğumuz sorulardan biri haftasonun nasıl geçirdiğidir. Peki gerçekten ilgili miyiz? Hiç zannetmiyorum. Yine de benim yaşadıklarım belki gelecek haftasonları için başkalarına yaratıcı fikirler verebilir.
Bu hafta geçen haftasonunu uzatmam ile 30 Ağustos tatili gelince pek az bir mesai yapmış oldum.Akyakadan 27 Ağustos pazartesi döndüm. Daha spesifik olmak gerekirse Onur Air 19:45 uçağı ile döndüm. Normal Şartlar altında Gökova sapağından havaş ile Dalaman'a giderdim ama bu sefer ailecek araba ile gittik. Herkes beni şahsen yolcu etmek istiyordu. Ananem geride kaldı zira arabada bacağını uzatacak yer yok bu da yolculukları herkes için sıkıntılı yapıyor. Dalamana varışımızın ardından kısaca vedalaşıp içeri girdim. Bu arada Dalaman havaalanında iç hatlarda inşaat var dolayısı ile geçici olarak iç hatlar terminalini dış hatlar binasına almışlar.
Check in yaptıktan sonra yaklaşık bir saat vaktim vardı dolayısı ile kendime bir sandwich ve bira eşliğinde küçük bir kaçamak yaptım. Daha sonra güvenlik kontrolunden geçerek uçağa bindim. Acil cıkış kapılarının olduğu 22 numaraya çekin yaptırmıştım dolayısı ile bacaklarım yeterince rahat olacaktı. Uçağın sağ tarafından uçağın üçlü koltuklar da pencere kenarında yerimi aldım. Çok fazla bagajım olmadığı için yukarı kompartımana sırt çantamı yerleştirip diğer muhtemel acil inşaatlarımın bulunduğu messenger cantamı yanıma aldım. Bundan sonra yolculuk tamamen keyifle geçti. 20 dakikalık bir şekerlemenin ardından tam servis vakti uyandım. Kek ve kola atışdırdıktan penceremden dışarı baktığımda gökyüzündeki bulutlar dikkatimi çekti. Istanbul taraflarında yoğun yağmurlar hatta sel tehlikesi bekleniyordu o haftasonunda; dolayısı ile kalın bir bulut tabakasının üzerinde uçuyorduk. Biraz pencereden baktıktan sonra etrafa bakınmaya başladım bilirsiniz okuyacak kitabım falan yoktu ve uçaktaki dergiyi zaten gidişte okumuştum. Yanımdaki yokcu ortayaş üzeri bir yabancıydı. Çok bariz olmadığı taktirde bir bakışta milliyeti hakkında fikir yürütsem % 80 ihtimal ile yanılırım; ama israilliydi gibi geldi bana doğrusu. Kıra çalan kıvırcık saçları vardı ve kot t-shirt giymişti. Ayaklarına gözüm gittiğimde parmak arası terlikleri gördüm. Parmak arası terkliklerin Erkeklerin kullanması taraftarı hiç olmadım ancak böylesine deforme bir ayak baş parmağına sahip kimse bence bırakın parmak arası terliği açık terlik bile giymemeli.
Derken Uçak Istanbula yaklaştığında kemerlerimizi bağlayıp masalarımızı kaldırdık ve inişe başladık. Denizin üzerinde uçarken Marmara denizinin coşkuyu almış durumda oldğunu net bir şekilde görebiliyodum. Deniz karanlık ve acımasız bir görüntüye sahipti. Denizin üzerinde yükselen dalgalardan oluşan binlerce köpüğü görmek mümkündü.
Savaşa hazırlanan dev bir orduyu oluşturmak için toplanan kuçuk birlikler
gibi aynı yöne ilerliyorlardı. Malum tam tatil öncesi altın çiçeğin laneti adlı filmi seyrettim onun etkisi olsa gerek. Bu küçük köpüklerin arasında çok daha büyük bir beyaz kitle belirgin bir iz ve süratle ilerliyordu. Önce yükseklik ve perpektif kavramımın olmamasından dolayı bunu bir deniz otobüsü zannettim ancak dikkatli baktığımda şu çok ama çok güverteli yolcu gemilerinden olduğunu anladım. Şu binlerce avro para verip tam pansiyon tatil ve kumar imkanı tanıyan lüks gemilerden biriymiş. Ucaktan resmini çekemedim ancak Zeynep Arkok saolsun Karaköy'de demirliyken güzel bir poz çekmiş. Geminin hakkında başka bir detaya sahip değilim.
Uçaktan indim vardığımı haber vermem gereken kişilere verdim ve yola çıktım. Arabamı Ortaköy'e bırakmıştım dolayısı ile öncelikli hedefim arabama ulaşmaktı. Bunun için Havaş'a bindim. Havaş'tan Taksime kadar olan kısmı daha önce mobil olarak anlatmıştım. Taksimden Ortaköy' ulaşmak için bir taksiye bindim. Trafik saolsun hiç kimsenin arzu etmediği sosyal muhabbetlere girmek zorunda kaldım. Bu arada Taksici LCD ekranlı Divx DVd player lı bir Televizyon taktırmış. Düğmesine bastığında ekran jan janlı bir şekilde yuvasından çıkıyor. Hatta ufak bir demo bile yaptı torpidodan Kurtlar Vadisi DVD'si çıkarttı bir kaç dakika seyrettik sonra şöför "Kusura bakma ağabey dikkatim dağılıyor " diyerek kapattı. Çakırın Tombalacıyı işkence ile öldürdüğü bölümdü dolayısı ile adama hak vermemek mümkün olmadı. Yaklaşık 20:30 gibi arabama ulaşmıştım ancak yolculuğum sona ermemişti. Istanbulda yaşıyorum ama anadolu yakasına geçmediğim sürece kendimi evde hissedemiorum.




