Cuma, Kasım 30, 2007

Talihsiz Bir Kaza - Talihsiz bir şirket

Bu sabah üzücü haberle radyoda duydum. Gün saat 02:00 civarlarında Atlas Jet Uçağı Istanbul Isparta seferini tamamlamak üzereyken düşmüş. Ben işe varana kadar kurtulan kimse yoktu ama umutlar da kesilmiş değildi.

Gerçekten çok üzücü ancak unutmamakl lazım uçak yolculukları hala en güvenli seyehat şekli özellikle Türkiyede. Kaybı olanlar için "Allah'tan sabır" dilemekten başka bir şey gelmiyor.
Teselli aramak çabasında değiliz ancak baktığımızda uçakta sadece 40 küsür yolcu bulunması büyük bir şans. Türkiyede gerçekleşen bir trafik kazasında bir tanesinde bile bu sayıya ulaşmak pek bir mümkün.

Kaza yapan şirket için hiç şanslı bir gün olduğu da söylenemez tam kurumsal bir felaket. Bu tür kriz anlarında şirketlerin üst yöneticilerin kamuoyu önünde bıraktığı izlenimler ve ağızlarından çıkan her kelime çok büyük önem taşımakta.

Türkiye'nin en büyük havayolu şirketlerinden 1inin CEO (Çif egzekütiv ofisır)'su ol. Üzerinde markanın olduğu uçak düşmüş olsun. Kamu oyunun önüne çıktığın an ilk yaptığın açıklamalardan biri "Uçağın şirketine ait olmadığını başka bir şirketten kiralık olduğunu" söyle.

Kayıpları olan insanlara onların aileleri ile bir empati içersinde olması gerekirken böyle bir sorumluluktan kaçma manevrası beni çok rahatsız etti. O zaman Adama sorarlar "kardeşim uçak senin değil de bu firma da kendisinden uçak kirala diye kafana silah dayamadı" Bir ticari karar neticesinde bu uçakları bu firmalardan kiraladın efendi gibi firmaya da kararına da sahip çık arkasında dur.

Bunun yanı sıra uçağın düştüğü günün sabah gazetesinde tam sayfa ilan çıktı "Superbrands isimli bir firma tarafından Türkiye'nin "en Cool" markası seçildiğine dair bu ilan ayrı bir bahtsızlık veya Kurumsal tanıtım felaketi olarak okullarda bir case study olarak yer almalı bence.

Saat 02:00 de düşen bir uçak haberi ile baskıdaki ilan kaldırmak ne kadar bir beceri ister ki ?

Uçağın neden düşümüş olduğuna dair bir spekülasyon ve suçlama yapmak içimden gelmiyor zaten bu iş için para alanlar var.

Ölüm Allahın emri bir de "Ayrılık olmasa"

Salı, Kasım 27, 2007

"Brassiere" 100 yaşında

"Brassiere" adı tarihte ilk defa 100 yıl önce bu gün Vogue dergisi tarafından kullanılmış. Ülkemizde "Sütyen" (Züdyenn) , "ikizlere takke" olarak da tanımlanan bu kadın çamaşırının ilk kez ne zaman keşfedildiğine dair çeşitli hikayelere internetten ulaşabilirsiniz.

1889 yılında fransız bir korse yapımcısı tarafından ilk çalışmaların yapılmış olduğuna dair kanıtlar var.
"Mary Phelps Jacob" ise 3 Kasım 1914 tarihinde birkaç ipek mendil ve kurdeladan oluşan dizayn ile ilgili amaca destek verecek bir ürünün patentini alan ilk kişi olarak kayıtlara geçmiş. Daha sonra bu işlerden sıkılmış olduğu için veya emekli olmak için patenti 1500 USD'ye devretmiş.

Günümüzde hemen her kadına destek sağlayan bu ürün hayatımıza Victoria Secret'ın girmesi ile daha bir göz önüne çıktı. Vogue'un aldığı bu bayrağı Victoria's Secret gözümüze soka soka taşımaya ve satışlardan kar etmeye devam ediyor.

Erkekler arasında "Balenli sütyen çıktı mertlik bozuldu" diyenlere mutlaka rastlamışsınızdır. Özellikle ergenlik döneminde gelişmekte olan erkekler gördükleri şeylerin gerçek boyutları temsil ettiğine inanan saf birer çocukken genç kızlar balenli sütyen sayesinde bu genç dimaların algılarını bozdular kararlarını davranışlarını etkilediler. Erkekler gerçek ile karşı karşıya kaldıklarında ise o kadar büyük şok yaşadılar ki içinde bulunduklarını zannetikleri genetik havuz ile gerçek genetik havuz arasında çok büyük farklar olduğunu farkedemediler bile.

1990 'lı yıllarda "wonder bra" çılgınlığını da unutmamak lazım. Bu dönemde insanlar (kadınlar) yurt dışına giden tanıdıklarına sipariş veriyorlardı. O dönemlerdeki 501 veya şimdiki Iphone çılgınlığı gibi yani.

Kadınlara özel bir ürün olarak düşündüğümüz bu ürünle ilgili olarak Seinfeld'in 98. bölümünde George Constanza'nın babası Frank Constanza'nın göğüslerinden esinlenen Kramer erkekler için de benzer bir ürün tasarımına gitmişti. Kramer tarafından "The Bro" Frank Constanza tarafından "The Manssier" olarak isimlendirilen bu ürün'ün raflara ulaşıp ulaşmadığını bilemiyoruz.

Maksat Muhabbet Olsun

İletişimin ilişkilerdeki önemini kimse yadsıyamaz.
Fethetmek fethedilmek erkekler tarafından uydurulmuş bir kavramdır . Bu nedenle Kadınların yönettiği bir dünyada savaşların daha az olacağına dair spekülasyonlar olmuştur.

Şahsen kadınların yönettiği bir dünyada savaşların daha az olacağına inanmıyorum. Aksine savaşlar adet olarak daha sık olacaktır ama savaşların süreleri ve kayıplar daha az olabilir.

Kadınların öfkesinden intikamından korkulmalıdır ama her ne kadar agresif olursa olsun her kadın potansiyel veya gerçek bir annedir. Dolayısıyla dünyada bir yerlerde birilerinin evladı öldüğünde dünyayı yöneten kadınların buna uzun süre seyirci kalmasına teorik olarak imkan yoktur.

Birisi boş durmamış araştırma yapmış ve
kadınların kalbini fethetmek için en başarılı yöntemin kadınlar ile konuşmak olduğunu tespit etmiş. Tabi konuşmak eylemine girişmeden önce bunun için seçilen zamanlamanın da önemli olduğunu belirtmekte fayda var. Yanlış zamanda teşebbüs edilen muhabbet duvara çarpma etkisi oluşturabilir.

Yukardaki grafik böyle bir amaç içersinde bir erkeğin şansının yüksek olacağı okazyonlar hakkında bir fikir veriyor. (Fatih Terim ve Okazyon olayı )

Cuma, Kasım 23, 2007

Şükretmek Gerek bu haftasonu

Bu Perşembe, Cuma Amerika piyasaları kapalı. "Şükran Günü" Her yıl Kasım ayının 4. Perşembe günü ABD'de "Thanks Giving" tatili olarak bilinir.

Kasım ayının 4. Perşembesini takip eden Cuma ise "Black Friday" olarak adlandırılan Noel ve Yeni yıl alış veriş sezonunun başlangıcını sembolize eder.

Yeni yıl ve noel alışverişleri bu tarihten itibaren son güne kadar hız alarak devam eder.

Şükran günü aslında Amerika'da yerleşimi gerçekleştiren ilk göçmenlerin hasat mevsimininin sona ermesini kutladıkları bir çeşit törendir. Bu İnsanların
medeni dünyadan tamamen uzakta ayrı bir kıta olmasından dolayı varlıklarını devam ettirebilmeleri tamamen yapılan hasatın başarısına dayanıyordu.


Tabi bu kutlamaları yaparken yakın cevredeki kızılderili kabileleri ile dostluk, kardeşlik kapsamında yiyeceklerin paylaşımı gibi bir ayine dönüşüvermiş.

Tıpkı Eski Mısır da Nehrin taşarak tarım alanlarının su ihtiyaçlarını gidermesi için yapılan festivaller gibi.

Bu tatil kapsamında pazar günü amerikalılar ailecek zengin masanın etrafında toplanır geride bıraktıkları bir seneye bakarak neler için şükretmeleri gerektiğini düşünüp bunu dile getirirler.

Neredeyse tüm bir gün süren bir ziyafet söz konusudur. Öncesinde günlerce yemekler pişirilir. Pazar günü ise bu yemekler mideye indirilirken Amerikan Futbolu seyredilir televizyonda.

Hindi "Şükran günü" sofrasının vazgeçilmez parçasıdır. Sofranın prestijli oluşu hindinin büyüklüğü ile direk bağlantılıdır. Aile reisi hindiyi keser ve masadakilere dağıtır. Hindi pişmesi uzun sürdüğü için pişene kadar bira ve muhtelif alkol tüketimi ile başta aile reislerinin ve diğer içki içebilen aile bireylerinin kafalar pek bir güzel olur. Güzel kafalar ile hindi kesmeye çalışan insanlar nedeni ile hastahanelerin acil servisleri de kesilme vakaları ile pek bir yogun olur.

Pek bir Amerikan özentisiydim bir zamanlar. Sonra genlerde bulunan sosyal demokratlık ağır basmaya başladı; sosyal devlet kavramı daha baskın olan Avrupa birliğine doğru bir kayma gerçekleşti.

Ama Örf adet aile ve bayram söz konusu olduğunda bizim Ülkemiz gibisi yok gerçekten. Aslına bakarsanız bu yıllar boyunca yaşandan krizlere felaketlere rağmen ayakta kalmamızın en büyük nedeni aile bağlarımız. Buna rağmen uzaklaşıyoruz birbirimizden. Kimse kalmadığında bize koşulsuz destek verecek insanları kaçırıyoruz kendimizden. Bir sonraki "sistem failiure" da reset tuşuna kim bakacak. Devlet baba değil heralde.

Şükretmeliyiz çünkü...... Son bir sene içersinde başınızdan geçenleri bir değerlendirin. Siz neye şükretmek isterdiniz????






Perşembe, Kasım 22, 2007

Heidi Klum sunar Victorianin Sırrı



Yeni bir yıl yeni bir VS gösterisi daha. Nip Tuck da dedikleri gibi Beauty is a Curse

Salı, Kasım 20, 2007

Evlilik'den sonra yaşam var mi?

Güzel 1 soru. Bir başka benzer soru da ölümden sonra yaşamın olup olmadığına cevap arar. Ikinci sorunun net bir cevabı malesef yok. Ölüp de geri dönerek konu hakkında şahitlik eden yok.

Ilk soruyu cevaplayacak kişisel deneyimim olmadığı için çevremdeki etki insanlar ile ilgili gözlemlerime dayanarak varsayımda bulunabilirim. Bilindiği üzere varsayımda bulunmak hata yapmanın en garantili yoludur.

Gözlemlerim 3 farklı başlık altında toplanıyor. Bunlardan biri yandım çavuşcular. Bir tutku anında veya sırf zaman doğru olduğu için kişinin doğru olup olmadığna bakmadan karar verip uygulayanlar pişman mutsuz depresif kaçacak yer arayan bir ruh haliyle yaşamaya devam ederler.

Ikinci grup ise piyango vuranlar ölümlü dunyada cenneti bulanlar sınıfına giriyor. Ruh eşlerini bulmuş hayatlarının önceki döneminde evli olmamalarının üzüntüsünden başka pişmanlıkları yoktur. 3. Ve son grup ise evlilik öncesi ve sonrası hayatı farklı kabul edip yeni yaşama uyum sağlayanlar. Şüphesiz eski yaşamlarından başka anları özleyeceklerinin farkindadirlar ama yeni yaşamları da pek kötü değildir ve bunda beraber oldukları kişinin hayatlarına getirdiği şeylerin etkisi olduğunun bilincindedirler. Peki hangisi gerçek hangisi yalan ? Aslında cevap yaşamın kendisinde. Yaşam verdiğimiz kararların ve bu kararlara paralel aldığımız aksiyonların bizi götürdüğü 1 yol. Farklılık ise karar verirken kullandığımız kriterler mantık ve birazda şanstan ibaret



---- 
Sent using a Sony Ericsson mobile phone

Pazartesi, Kasım 19, 2007

Smallville'e veda zamani

Tek bir post yapmadan iki hafta geçmiş. Bilgisayarsızlık gerçekten beni etkilemeye başlamış olmalı. Hemen harekete geçip bir şeyler yapmalı....

Geçen hafta oldukça yoğun bir haftaydı diye bir mazeret üretebilirim ama önceki hafta neydi mazeretim. Evde bilgisayar olmayınca zor oluyor bir şeyler karalamak bir şeyler takip etmek.

Televizyon dizisi Smallville 7. gurur senesinin neredeyse ortasına geldi. Temelde aynı kadro kalabalık devam ediyor. "Altıncı sezonda Birileri ölecek" diye spoilerlarda geyikler döndü . Sezarın hakkı Sezar da Hakikaten iki kişi öldü ve dirildi , biri öldü gibi yaptı ve yeni sezona tam kadro döndüler.

Dizi adını Clark Kent'in (AKA Kal-El) büyüdüğü küçük Kansas kasabasından alıyor ama içinde bulundukları sezonda büyük bir kısmı şehirde geçmeye başladı. (Metropolis) . Clark zaten göz açıp kapayıncaya kadar Metropolis'e koşuveriyor Chloe ve Lois Daily Planet'de çalışıyorlar. Lana ve Iris vakfı, Lex - Lional Luthor ve Luthor Corp çalışmalarının çoğu orda geçiyor.

Her hafta bir iki dakikayı geçmeyen ahır'dan gün batımı seyretme sahnesi olmasa dizinin adının bir anlamı olmayacak.

Dizinin hala aldığı ratinglere bakılırsa yapımcıların neden sonlandırmak istemediklerini anlıyorum ancak her güzel şeyin bir sonu vardır o sonu getirmemek için mücadale etmekte ısrar edersen bir bakmışsın güzellikten çok uzaklaşmışsın.

Bu sene bu dizi biter seneye de metropolis diye bir başka kimlikle devam ederler diye düşünüyorum. Bekleylim

Çarşamba, Kasım 07, 2007

6 kasım'ı unutma unutturma

Dün aksama kadar 6 kasım Türkiye cumhuriyetinde sadece 2 büyük camia için anlam ifade ederken; Dün geceden itibaren Beşiktaş camiası için de hem tarihi hem uluslar arası bir anlam ifade etmeye başladı. Malesef bu güzide takımımız ve camiası bu günün anlam ifade ettiği gruplar arasındaki yerini en dipte aldı.

Bir deyiş vardır 'Alçak deme Alçaklık da 1 irtifa göstergesidir.' Beşiktaş ise dünkü sonuçla futbol camiasında dibi bulmuş ancak bu yeterli gelmemiş bulunduğu bölüme zemini kazmayı denemiş ve kazmıştır da . Güzide futbolcularımız sayesinde Camia bu şekilde tarihe geçmiştir.

Bu tarihte daha farklı bir galibiyet veya malubiyet üstelik uluslarası seviyede yaşanması uzun yıllar mümkün olmayacağı için Beşiktaş en dipteki sıralaması garantide gözüküyor. 6 kasım 8-0 hayırlı uğurlu olsun.

Basında söz konusu yenilgi ile ilgili haberler de burada.

V for Vendetta da denildiği gibi "Remember remember 6th of November"

---- 
Sent using a Sony Ericsson mobile phone

Salı, Kasım 06, 2007

Gray's Anatomy Nedir

Grey’s Anatomy adlı diziyi biliyorsunuz.
“Seattle Grace” Hastahanesindeki altı cerrahi stajyer ve kadrolu doktorun yoğun bir eğitim,cinsellik ve duygusal dalgalanmaların takip edildiği sevimli Prime time pembe dizisi.

Gray's Anatomy ise tam adı ile Henry Gray's Anatomy of Human Body isimli Ingilizce Anatomi ders kitabıdır. Kitap ilk olarak 1868 yılında Birleşik Kırallıkda (Ingiltere) ertesi sene ise ABD'de yayınlandı. Yazar Henry Gray kitabın ikinci baskısı 1960 yılında yayınlanmadan az önce kuzeninden kaptığı çiçek hastalığı nedeni ile 34 yaşında hayatını kaybetti.

Henry Gray'in tıp öğrencilerine rehberlik edecek bir anatomi atlası yaratma fikri o kadar başarılı oldu ki tüm dünyada tıp öğrencileri tarafından hala yoğun olarak kullanılmakta. Kitabın 29. baskısı 2007 yılında piyasaya sürüldü.

Tıp Literatüründe inanılmaz ağırlığı ve bilinirliği olan bir eğitim dökümanıdır.

Pazartesi, Kasım 05, 2007

Cumartesi kefareti

Cumartesi yapacak çok şey vardı ancak öğleden sonra uyanınca planlar yalan oldu. Bütün yapabildiğim karakol'a gidip bulunamadı yazısını almak oldu.

Sonrasında Ikea ve meydan avm.'ne uğradık. Ikea aynı, biraz daha pahalılaşmış. Artık oradan faydalı ve hesaplı ürünlere rastlayıp almak pek mümkün gözükmüyor. Meydan'a gelince media mart'e ilk defa uğradım gerçekten avantajlı fiyatlar olup olmadığını görmek istedim.

Öncelikle uyarmak isterim benim yaptığım hatayı yapmayın. Media Mart'a gidecekseniz üzerinize giydiklerinizin kırmızı olmamasına çok özen gösterin. En popüler bölümlerden diz üstü bilgisayarların bulunduğu bölüme geçtiğim anda bir dakikadan kısa 1 süre içersinde 4 kişi tarafından satış temsilcisi muamelesi görünce üzerindekini çıkartıp içindeki mavi t-shirt ile dolaşmam tek çözüm oldu.

Lcd ve plazma tv lerde geniş çeşit sunuyorlar. Dvdler de de gerçekten avantajlı fiyatlar sunuyorlar. Baba filminin 4 dvdlik paketi 60 lira aynı paket d&r da 100 lira bunun dışında ilginiz dizüstü bilgisayarlar üzerineyse vatan bilgisayar çok daha geniş 1 fiyat ve ürün yelpazesi sunuyor.

Cumartesi akşamına devam için sinemaya gitmek iyi bir fikir geldiği için ordan çıkışta trio'ya doğru gittik. 7 Film seçeneği arasından kefaret'i seçtik. Başıma gelecekler hakkında bir fikrim olmasına rağmen itirazda yeterince ısrarcı olmadım .sonuçta Keira Knightley oynuyordu ne kadar kötü olabilirdi degil mi? 2007 nin en kötü filmlerinin sıralamasını gerçekleştiriyor olsam şüphesiz Atonement (Kefaret) ilk üç içersinde yer alır diyebilirim.

Filmin konusundan daha önce bahsetmiştim. Sadece kitap olarak kalsa gerçekten etkileyici olabilirdi ama kitabın ötesine geçip bir de film yapmışlar.

************ Spoiler***************

Filmde küçük bir kızın neden olduğu bir haksızlık nedeni ile mahvolan hikayeleri anlatıyor. Iki saatlik bir ızdırap sıkıntı daha fazla anlatamayacağım hatırladıkça midem bulanıyor. Bu filmi seyredilesi değerlendirdiğimi düşünüyorum da.......

Dünyada Neler Oluyor ( Google News Gözü ile)