Carrie , Stephen King ve rastgele düşünceler
Stephen King'i bilmeyen kalmamıştır heralde. Hani şu korku romanları ençok filme uyarlanan amerikalı roman (korku) yazarı. Stephen King söz konusu olduğunda kendisini 45 - 50 yaşlarında hayal ediyorum. Öte yandan içimdeki saati (yanlış anlaşılma olmasın biyolojik saatimden bahsediyorum saati fiziksel olarak bir tek kolumda taşıyorum... ) dinlediğimde yaşının en az 60 olması gerektiği yönünde bir his beliriyor. Hemen google'dan kontrol ediyoruz.... evet biyolojik saatim doğru adam 62 yaşından gün almaya başlamış. Yani biyolojik saatim haklı çıktı.Roman Yazarların ölümsüzlük ile iglili takıntıları var sanırım bin yaşına da gelseler kitaplarının arkasına hep olgunluk dönemine ait resimlerini yani yaşlılığın etkisini göstermeye başlamadan hemen önceki resimlerini koyuyorlar. Buda yazarların yaşlarıyla ile ilgili yanlış algılamalara neden oluyor.Bir başka yazar Micheal Crichton'da (hani şu meşhur Jurassic Park'ın son onbeş küsur senedir devam eden ER adlı dizinin yazarı ve yaratıcısı da bir tarafında kıllar ağırmasına rağmen 30 yılların sonunda çektiği resimlerini kullanıyor kitaplarının arkasında. Ama başlıktada adı geçen yazar kendisi değil dolayısıyla konudan çok uzaklaşmayalım.Carrie Stephen King'in ilk eserlerinden belki de birincisi wikiden kontrol ediyoruz...... Evet, onu meşhur eden ilk eseri olarak tanımalamızın bir sakıncası yok.1976 yapımı Brian De Palma filmi. Filmin başrolünde Sissy Spacek var. Film telekinetik güçlere sahip insanlar ile iletişimi çok gelişmemiş bir genç kızın lise son sınıfta arkadaşlarının hor davranışlarına mazur kalıp en sonunda mezuniyet balosunda arkadaşları eşşeğin kulağına su kaçırınca kafayı sıyırıp güçleriyle hepsinin ebe ve muhtelif aile fertlerini bellemesinin hikayesi.Kitabı okumadım filmi seyrettim ona dayanarak konuşacağım. Aslına bakarsanız filmin önemli bir kısmı Carrie adlı mazlum kıza arkadaşlarının ne kadar kötü davrandığını duygularıyla oynadığını anlatarak geçiyor.Öyle ki, filmin sonunda "tamam kız milletin ebesini ve diğer aile fertlerini belledi ama" kızla kafayı sıyırma aşamasına getirene dek haketmediler mi?" diye düşünüyor insan. Ortada suç var ceza var suçun cezaya ait olmadığını düşünenler varsa bile tereddütteler....Lisede insan hakikatten acımasız olabiliyor. Geriye dönüp baktığımızda yıllarca aynı sınıfı paylaştığın bazı insankarın hayatını kararttığımızı yıllar sonra farkettim. Bir pişmanlık tabi mevcut ama bunu farketmem onlarca yıl geçmesi gerekti.Romanların konularının yazarlarının yaşamlarından kısmen etkilendiklerine inanırım. Stephen King'in resimlerine baktığımda da Lise'nin en popüler kişisi olduğu yönünde bir tahmin de bulunamayacağım. Hazır havamdayken tahminlerime devam ederek, çok yüksek ihtimalle yazarın kendisi de lise hayatı boyunca sosyal olarak dışlanmış ve eşşek şakalarına maruz kalmış gibi geldi bana.. işte böyle bir şey....Yazarın filme uyarlanan iki filmi ile ilgili net hatıralarım var. Bunlardan biri Carrie diğeri Kujo iki filmede de yaşım korku filmi seyretmek küçük olduğu gerekçesiyle götürülmemiştim. Carrie'yi daha sonra TV'de seyrettim ama Kujo'yu bu tarihe kadar hala seyretmiş değilim.Dünya tatlısı bir St. Bernard'ın kuduz bir ölüm makinesine dönmesini seyretmiş olsaydım 1993 yılında SwissHotel Bosphorus 'da yapılan üniversite mezuniyet balosunda Otelin o dönemki genel müdürüne ait St. Bernard'lara saldırıp mıncıklamam mümkün olmazdı heralde.Heey gidi günler heyyyyyy.

