Cumartesi, Ocak 31, 2009

Alacakaranlık ve Dakota Fanning

Bir yandan evde keyif yapıyorum bir yandan internette dolaşırken bir habere denk geldim. Küçük yıldız Dakota Fanning Ülkemizde Amerikadaki kadar sansasyon yaratmayan etik aristokrat vampir ailesinin ölümlü bir lise ögrencisi ile flörtünü anlatan filmin ikincisinde rol alması konusunda görüşüyorlarmış.

Hangisi daha korkunç bilmiyorum Vampirli bir liseli filmi mi? Yoksa Dakota Fanning'in herhangi bir filmde oynama ihtimai mi?

Dakota Fanning'i hiç sevmem hiç sevmedim. Ufacık fıçıcık içi dolu turşucuk olduğu günden beri kılım. Filmlerinde gösterdiği duygusal reaksiyonlar o kadar abartılı ki şöyle omuzlarından tutup kuvvetlice sarsmak ardından kendinden geçene kadar tokatlamak istiyorum.

Ortayaşı geçmek üzere (orhan veliye göre geçmiş sayılıyorum ama devir değişti. Çelik bile değişti bir zamanlar koca burunlu uzun saçlı bir şarkıcıyken artık 57 cm boyunda bir robot dolayısı ile kendimi hala ortayaşı geçmek üzere....) biri olarak  genç yeteneklere yetenekleri nedeniyle tiksinti duyuyor da olabilirim ama hiç zannetmiyorum.

Perşembe, Ocak 29, 2009

Magazin Dünyasında bugün 29.01.2009

Rolü güzel olduğum için kapmadım - Hürriyet

Bugünkü gazeteyi okurken rastladım .Başlık dikkatimi çekti bir de resim tabiki. Kim yahu bu hatun kişi diye merak etmekten alamadım kendisini. Adı Nursel Ergin bütün Türkiye kendisini Var mısın? Yok musun? adlı yarışma programından tanıyormuş.

Acun Ilıcalı tarafından Amerikadan araklanmak (belki telif hakkı ödemiştir günahına girmeyeyim) suretiyle Turkiyeye getirip paranın afedersin dibine vurduğu yarışma programı sayesinde meşhur olan bu kızımız (Nursel Ergin) TRT için çekilen "Cam Kırıkları" adlı diziyle oyunculuğa adım atmış. Söz konusu rolü sırf güzel olduğu için almadığı şeklinde bir açıklama yapmış.

Şimdi diyeceksiniz ki haftasonu dergisine verdiği röportaj sırasında söylenmiş sözler bunlar niye ciddiye alıp yorum yapıyorsun? Ama ben yapmayayım da kim yapsın?
Röportajda geçen açıklamaların bir kısmı burda

"Ben ufacık tefecik biriyim, çok alımlı ya da seksi olduğum söylenemez. Yanımdan geçen erkeğin ‘uff’ diyeceği bir kız değilim. Kendimi seviyorum, ama ‘Güzel olduğum için bana bu rol verilmiştir’ diyemem.”

"Ufacık Tefecik biriyim" kısmını çok beğendim. "Minyon" kavramını biraz daha şirin bir şekilde altını çizmiş kızımız. Ben olsam kendisi için "fitil" gibi bir kız şeklinde yorum yapardım. Aynı tasvire hizmet ediyor. Üstelik daha eğlenceli.

Cam Kırıkları adlı dizide rol almak için teklif almıştır diye düşünüyorum ancak bu kişinin en büyük performansının bir mühürlü tahta sandıkda hangi rakamın olduğunu hissettmeye veya işkembeden sallamaya çalışması olduğunu düşününce gerçekten hangi kriterlere göre rolü teklif ettiklerini bulmak çok zor olmayacak.

Bana kalırsa yüksek beceri ve yetenekleri ile böyle bir rolü kaptığına ikna olmuşsa bu şahıs bir kere daha düşünsün. Cam Kırıklarında çuvallaması durumunda Çam kozalaklarını toplamak zorunda kalabilir.

Bakınız geçmişte bu tür arkadaşlara çok rastlamak mümkün. Karşılarına çıkan fırsatı değerlendirmeye çalışırken zengin evli ve güçlü birilerinin uzatmalı metresi olanların sayısı hiç de az değil.

Salı, Ocak 27, 2009

Iki Film birden "The Taken" ve "The Wrestler "

Kurt puslu havayı sever ben ise pek haz almam üşürsün ıslanırsın. Yanlış anlaşılmasın yağmur ile bir derdim yok. Benim tüm derdim soğuk havalar ile.

Geçen sefer bahsetmiştim bir cumartesi tam 5 film birden seyrettim (yazı ile beş) diye. Hatta bu seyrettiğim filmlerden birinden de kısaca bahsettim.

Yine aynı gün seyrettiğim fimlerden birine değineceğim bugün. Filmin adı "Taken" Türkiyede yayınlandı mı? Türkçe ismi ne olur bilemiyorum. Başrollerini aslında başrolü "Lian Neeson" oynuyor.

Eski bir Cia operatifi'nin kızını çıktığı Avrupa seyehatinin ilk gününde beyaz kadın tacirleri kaçırır. Kızın kurtulabilmesi için yaklaşık 4 veya beşgünlük fırsat penceresi mevcuttur. Baba (Liam Neeson) tüm tecrübesini ve kaynaklarını kullanarak olaya direkt müdahil olur ve bir neticeye getirir.

Spoiler olayına girmeden önce bir açıklama getireyim. "Cia Operatifi" demekle neyi kastettiğimi anlatmak istiyorum. Amerika'nın silahlı kuvvetler veya kolluk kuvvetleri kullanmadan müdahalede bulunmak istedikleri ülkelerde kullandıkları Cia çalışanlarını kastediyorum. Amerikan vatandaşı veya müdahale edilecek ülkenin ve çevresinin vatandaşları olabilirler

Filmlerin bir dünyası olduğunu farzedersek bu dünyanın en baba karakterlerinden biri olan Jason Bourne'u hatırlarsınız. Bourne'un kimliği(identity), üstünlüğü (supremacy) ve tabiki ultimatomu'nu hatırlamayan çok az kişi vardır.

Bourne Serisi dışında seri filmi olarak oldukça başarılı bir çizgiyi devam ettirebilen kaç film var hatırlamıyorum. Belki Karayip korsanları belki x-men . X-men konusunda kesin kararımı vermiş değilim. Bu konudaki değerlendirmemden heran vazgeçebilirim.

Neyse Taken'a dönmek gerekirse kızının peşinde özel yetenekleri olan bir babanın mücadelesi. Kararlı, verimli ve kesinlikle merhametsiz.

Aksiyon filmleri içersinde gerçekten senenin öne çıkan isimlerinden. Ahanda buraya yazıyorum.


Filmle ilgili önemli not. Yardımcı oyuncu olarak Famke Janssen'e rastlıyoruz. Liam Neeson'un eski eşi rolünde. Sizi bilmem ancak Famke dediniz mi nabız atışlarımda bir düzensizlik kan dolaşımımda belli bir noktada yoğunlaşma oluyor. Kendisinin en bilinen rolü X-men frenchise'daki Jean Grey / Phoenix rolüyle hatırlarsınız. Benim hafızamda ise sıra dışı dizi Nip/Tuck ilk sezonunda hayat koçu Ava ile yer etmiştir. İlerki bölümlerde AVa'nın erkekten dönme olduğu ortaya çıktığında biraz sarsılmış olsam da Filmlerine denk geldiğimde kaçırmamaya çalışıyorum.

Filmlerden bahsetmişken The Wrestler'i seyretmişmiydiniz? Ben seyrettim. Kardeşim nasıl depresif bir film anlatamam. Film için Mickey Rourke'nun büyük geri dönüşü falan diyorlar bence Mickey Rourke'un asıl büyük dönüşü Sin City'de gerçekleştirdi sadece filmin büyük çoğunlukla siyah beyaz olması ve yoğun makyaj nedeniyle Amerikalılar kendisini farketmemiş olabilirler.

Mickey Rourke'un düşüşü beni zırnık ilgilendirmiyor. Adam 9.5 hafta ayağına Kim Bassinger ile Carrie Otis ile ne güzel sahneler çekti. . Lisa Bonet'i Angel Heart adlı filmde önce boneledi sonra öldürdü afedersiniz......... Hala zkinin keyfinde güzel bir hayat sürüyor üstelik ayda bir kere banyo yapmak gibi bir hijyen anlayışına sahip.

Internette dolaşırken okudum bir yerde. Marvel Mickey Rourke'a Ironman 2 de kötü adamı oynaması için 250,000 amerikan doları önermişler. Yani bir müddet daha adamın keyfini bozacak bir şey yok gibi gözüküyor.

The Wrestler adlı filmin ülkemizde dikkat çeken en büyük özelliği ise 40 küsur yaşındaki Marissa Tomei'nin bir dakikayı geçmeyen çıplak sahneleri. Bu arada filmi seyreden biri olarak belirtmek isterim çekimlerde sahte göğüs ucu kullanmışlar. Yinede Seinfeld kahramanlarından George Konstanza'nın anısına Marissa Tomei seyretmek gerekiyordu ve seyrettim. Filmi bitiremedim film beni bitirdi o başka bir hikaye .....

Perşembe, Ocak 22, 2009

Lost Sezon 5 Bölüm 01 (S05E01) - Because You Left


2000'li yılların fenomen dizisi Lost'un yeni sezon ilk iki bölümü Türkiye saatiyle sabaha karşı 03:00 civarı Amerika'da yayınlandı. Gururla söylüyorum şu anda iki bölümde elimde.

Bu noktadan sonrası ABC tarafından Yayınlanan Lost dizininin beşinci sezonunun ilk iki bölümü ile ilgili hatta seyretmemi olanlar için dördüncü sezon ile bile ilgili bazı spoilerlar içerebilir dolayısıyla bu konudan rahatsız olacak varsa devam etmesin.

Ada'ya Ne olduğu Merak konusu
Lost'un dördüncü sezon finalini seyredenlerin merak ettiği konuların başında Adaya ne olduğu.

Aslında Türk Sinema Seyircisi bunun cevabını aylardır biliyor ama farkında değil. Bildiğiniz gibi Ada'yı Issız Adam Alper baştan çıkarır afedersin bir güzel Z_ker, sonra annesiyle Annesi Istanbuldayken Adaya Annesine Rehberlik yaptırırı bu rehberlik umut verir ve ardından terkeder. Yıllar sonra pişman olur ama olan olmuştur Ada başka bir adam ile evlenip çoluk çocuğa karışmış üstüne üstlük yurt dışına yerleşmiştir. Üstüne üst gizli gizli de Issız Adam Alperi sevmektedir. Kocasının ise konu hakkında bilgisi yok saftirik bir şekilde tüm düzenini bırakmış karısı mutlu olsun diye gurbet ellere gömüştür. İşte Adanın başına gelenlerin özeti bu.....

Muhtemelen Siz lost'daki Adanın başına gelenleri merak etmişsinizdir. Benim görüşüm bundan çok da farklı olmayacağı. Birileri Ada'yı mundar edecektir. Adada birilerini. İşte size Lost'un Hikayesi.

Merak edenler için Bugün Yayınlanan Beşinci Sezon ikinci bölümün adı ise (S05E02) "The Lie"

Salı, Ocak 20, 2009

Depresif Bir Aile Filmi - Revolutionary Road


Cumartesi günü bütün ısrarlarıma rağmen! Kadıköye gitmeyip oturduk evde 5 filmi arka arkaya seyrettik. Gün bittiğinde benimde içimde bir şeyler bitmişti doğrusu.

İzlediğimiz filmlerden bir tanesi Revolutionary Road adlı filmdi. Filmin konusundan ve muhtelif filmle ilgili muhtelif detaylardan bahsedebilirim. Yazının içinde bazı bölümler spoiler olarak değerlendirilebilir o sebeple dikkatle yaklaşın.

Başrollerini Kate Winslet ve Leonardo Di Caprio'nun paylaştığı bu filmde örnek bir tamamiyle Amerikan çiftinin hikayesi anlatılıyor. Önce Titanik sonrasında Revolutionary Road'un ardından şöyle bir Tüm'e varabilir miyim? Kate Winslet ve Leonardo Di Caprio'nun bir araya geldiği filmlerde bir "Felaket" hakim.

Gişe Hasılatı rekortmeni Cames Cameron'un Titanikdeki felaket anlatılan hikayenin bir parçasıydı ama Revolutionary Road'daki felaket Filmi seyredenlerin birebir tecrübe ettiği bir deneyim. Ben uzun süredir "Atonement" Kefaret'den beri böyle karanlık bir hikaye görmedim. Bir erkek olarak esas hatun olan Kate Winslet'in neyi neden yaptığını anlayamadım. Son olarak hatunun Bi-Polar (bunu yeni öğrendim bizim eski dilde manik depresif anlamına geloormuş) olduğuna karar verip hikayedeki gelişmeleri bu şekilde kabullendim. "What women want?" Kadınlar ne ister? sorusuna cevap vermeyi hedefleyen bir filmse bu ben bu hedefe ulaşamadan seyrettim. Atılan kurşun haybeye gitti adeta.

Genç kadın bir parti'de karşılaştığı genç yakışıklı espirituel bir genç adamla evlenir. New York'un bahçeli banliyölerinde yaşarlar. Örnek Amerikan ailesi çiftin iki çocuğu olmuştur. Adam şehirde Ulusal büyük bir şirketin önemsiz bir çalışanıdır. Kadın bir zamanlar tiyatro oyuncusu olma hayalleri varken ev kadını kimliğinde kapana kısılmıştır. Sahneye olan özlemini çok da başarılı olmayan yerel bir tiyatro grubunda yer alarak gidermeye çalışmaktadır. Söz konusu grup o kadar vasattır ki bu çalışma kadını daha derin bir bunalıma itmiştir. Karı ile Koca arasında şiddetli geçimsizlik başlar büyük bir kavga çıkar. Bu şiddetli kavganın hemen ertesi günü esas oğlan Leonardo Di Caprio'nun ("benim en sevdiğim italyan yönetmenim" bu Nothing Hill'de geçen bir replik'ti bayılmıştım. Hala ne zaman aktörün adı geçse o replik aklıma gelir.) doğum günüdür. Doğum gününde şirkette bir çalışan kadını baştan çıkarır ve onunla beraber olur. Gecenin bir vakti eve geldiğinde karısı ve çocuklarının kendisi için bir doğum günü partisi düzenlediğini görerek allak bullak olur. Biran için kendisini kötü hissedip yaptıklarını itiraf edecek zannettim.

Mental bir not: Doğruyu söylemek herşeyi açık yapmak iyidir hatta harikulade bir şeydir; ama bir kere gizli bir şey yapmaya karar verdiniz ise daha fiili gerçekleştirdikten sonra itiraf etmek hiçbir zaman fayda getirmeyecektir. Ya gizli bir şey yapmayacaksın yada yaptığını diline getirmeyeceksin. Her ne olursa olsun.

Neyse konumuza dönelim; April Wheeler (Kate Winslet) parti sonrası kocasının çapkınlık yaptığı saatlerde gözünün önüne gelen flashbacklerden esinlenerek hayatlarında radikal bir değişikik önerir. Herşeyi satıp savmalayıp Paris'e yerleşeceklerdir. Frank Wheeler (Leonardo DiCaprio) artık çalışıp evinin geçimini sağlamayacak hayatta ne yapmak istediğine karar verirken kadın orda bir Uluslararası organizasyonda Amerikaya kıyasla çok yüksek bir ücretle sekreterlik yaparak ailesini geçindirecektir. Dönemim tamamiyle Amerikan örnek aile modelinin dışında bu iş modelini yapmakta olduğu işten nefret eden adam önce benimsemez çünkü toplumun onun için belirlediği yoldan çıkmak endişe vermektedir. Frank Wheeler bir süre sonra ikna olur ve konuyla ilgili hazırlıklara başlanır. Bazı gelişmeler neticesinde olaylar farklı yöne doğru bir seyir alır. İlişkideki inişler çıkışlar ihanetler trajediler adamı alıp tüketiyor.

İşte Devrim yolu böyle bir film adamın içini tüketen. Para kazanmak için yapmak zorunda olduklarınla seni yüzleştiren ve kadınların kalıpların dışına çıkmaları konusunda en büyük engelin beraber oldukları erkekler olduğunu anlatan bir hikaye. Tam bir felaket anlıyacağın.

Perşembe, Ocak 15, 2009

İçelim Güzelleşelim Güzel şeyler söyleyelim


Gisele Bundchen Nişanlanmış - Allah Tamamına Erdirsin

Süpermodeller arasında öne çıkan isimlerden biri olan Gisele Bundchen'ın Amerikan Futbol yıldızı Tom Brady ile nişanlandığı açıklanmış. Muhtemelen tarafların PR temsilcileri yapmıştır bu açıklamayı.

Ben Gisele Güzel demem Gisele Victoria Secret'da olmayınca. Doğrusu Gisele Bundchen'i Victoria's Secret Fashion Show'da yer aldığı süre boyunca ve öncesinde hayranlıkla takip ederdim. Son iki senedir neler yaptığı hakkında en ufak fikrim yok. Şimdi ise Victoria's Secret Fashion Show'un ağır silahı Adriana Lima yerine  Alessandra Ambrosio'u keyifle takip ediyorum.
Victoria's Secret Fashion'dan bahsetmişken Heidi Klum'un artık show ile bağlarını kesmesinin vakti geldi sanırım. Bu düşüncemin kendisinin dünyanın en çirkin zencisi ile evli olmasının veya artık vücüdunun güzelliğini kaybetmiş olması ile bir alakası yok. Aksine hala çok güzel hatlara sahip ancak zamanın etkilerini saklamak çok mümkün olmuyor ve onu podyumda seyrederetmek kalbimi kırıyor. Kim ne derse desin hiçbirşey aynı kalmıyor.

Şu dünya Sultan Süleyman'a  kalmadı podyumlar Heidi Klum'a hiç kalmaz.  Ama başlık bununla ilgili değildi.

Perşembe, Ocak 08, 2009

Kuzeyin kalkanlari

Dün aksam lira bir mola verdik monoton hayatlarımıza ve dört arkadaş Ataşehir north'da buluştuk mekan son gittiğim zamandan farklı değildi. Barlarda değişim aramaz müdavimleri zaten. Hep aynı kalsın isterler. Çok eski bir dizi olan cheers 'ın jenerik şarkısında dediği gibi herkesin ismini bildiği mekanlar olmalıdır barlar.
Neyse biz arkadaşların yaptığıda aynı kısaca monoton yaşamlarımız ve onun kaynağı olan işlerimiz hakkında birbirimizi bilgilendirdikten sonra hayatımızın bu hale gelmesinde katkıları bulunan herkese küfretmeye başladık. Bir dakika böyle yapmadık. Sanırım ben bunu içimden yaptım ama ortada dönem muhabetke belli senkron içinde olduğu için muhabetin muhteviyatı da öylegeliştiği şeklinde bir algılama söz konusu olabilir.
Konuşulanlara bir özet açıp bahsetmek gerekirse ortak tanıdıkların acımasızca geyiğini yapıp hoş vakit geçirdik. Kimin evlendiğini kimin boşandığını tek taşını kimin aldığını. Tek taşın boyutlarınin nasıl olduğunu. Pazen donları kimlerin tercih edebildiği konusunda görüş alışverişi.
Süper bir akşamdı anlayacagın.

---- 
Sent using a Sony Ericsson mobile phone

Çarşamba, Ocak 07, 2009

Kimlik belgesinde tahrifat ve Fulden Uras

Böyle bir yılın ardından hala aracı kurumda çalışıp maaş alabiliyor olmak güzel. Noel tatili nedeniyle iyice daralan piyasalar her sabah neden işe geldiğini sorguluyor insan.
Bir ara kendimi hürriyet gazetesinin kelebek ekini incelerken buldum.
Ilk sayfada Minyon düzgün yüz hatlarına sahip sinema / ses sanatçısı. Birileri gelse de beni alsa isimli fantazi / pop karışık şarkı ile hatırlanan Fulden Uras hakkında bir haber vardı. Kendisine resmi belgede tahrifat yapması nedeniyle data açılmış.
Hikaye cidden komik. Fulden ve arkadaşları beyoğlunda eğlenirken kimlik kontrolüne denk gelmişler. Fulden'in çıkardığı kimlikte doğum yılını 1978 görünce sorun çıkmış. Bilmiyenler için söylemek lazım Fulden Uras'in doğum yılı 1968. Tabi polis elindeki kimlikte yazan tarihle karşısında duran kişinin yüzünde ve fiziğinde yeralan tarihte ciddi 1 çelişki görünce duruma müdahale etmiş. Arkadaşları arasında garip duruma düşen Fulden olayın büyümesine katkıda bulununca olay mahkemeye intikal etmiş.
Aklıma gelen düşünceler konuyla ilgili çok fazla ama trafikte beklerken bir kaçını yazayım.
Şu dunyada kendisinin 30 yaşında olduğuna inanacak bir insanevladı bulacağını düşünmüş müdür gerçekten. Nedir böyle bir hareketin altında yatan motivasyon.
Tamam erkekler çıtır kızlara meraklıdır ama kendisi kadar magazin dünyasında kilometre yapmış görmüş GEÇIRMIŞ ve nisbeten topluma mal zeme olmuş birinin kimliğinde öyle yazıyor diye insanları kandırabileceğini nasıl düşünmüş.
Şaka yapmışlar diyeceğim ama kim yaptıysa eşşek şakası yapmış.
Sanatçı ;) hakim'e bir süre önce evine giriy girdiğini ve çantasının çalındığını ancak daha sonra çanta ve kimliklerinin kendisine iade edildiğini bu süre içinde kimliğin üzerinde tahrifat yapılmış olabileceğini belirtmiş.
Bu haberden yola çıkarak çok başarılı sit com karakteri çıkar allaama

---- 
Sent using a Sony Ericsson mobile phone

Salı, Ocak 06, 2009

Güzel bir istihbarat filmi body of lies

İstanbulu sular seller götürüyorlen pazar günü için bir sinema yapalim dedik. Ilk tercihimiz Avustralya idi ancak filmin uzun olmasından kaynaklanan bir durum nedeniyle uygun bir saat bulamayınca seans saatlerini uydurabildiğimiz ikinci alternatife yöneldik. Sinema salonu olarak tercih yine meydan avm'deki cinebonus'u tercih ettik.
Uzun lafın kısası film bittiğinde keyif alarak izlediğimiz film olduğunda mutabık kalmıştık.
Filmde anlatılan istihbaratın 11 eylül olaylarında veya sonrasında iraküç olduğu iddia edilen kitle imha silahlarıyla ilgili istihbaratta nasıl çuvallamış olduklarına inanamadım. ;-x
Oyunculuk öyle ahım şahım gelmedi bana. Kullanılan teknoloji yani izleme teknolojilerinde öyle ahım şahım bir numara yoktu. Ama güzel bir hikaye anlatılıyor. Bu koca dunyada insan gibi haysiyetli yaşadığımızı zannederken aynı zamanda çaresiz bir piyon olduğumuzu görüyoruz.
Birinci tekil şahıs konuşurken kastım ortadoğuda yaşayan insanlar.
Bunu farketmek için bir bu filmi seyretmeye ne gerek var? Haber bültenlerini takip etmek yeterli.
Bu yazıya başladığında dündü şu an ise bugün sabah erken daha gün doğru dürüst aydınlanmanış bile, hava yine yağmurlu ben ise gidiyorum bir ufak not üsküdar çamlıca istikametine giden minibüs şoförlerinin tamamına yakını her sabah sinkaflı küfür alıyor. Üstelik yiyenlerin hepsi hakediyor.
John Travolta geçtiğimiz aylaraşec ülkemize kendi kullandığı uçakla gelmiş ağır hamam sefası yapmış ve geri dönmüştü. Ünlü aktörün hakkında bir çok şey biliyoruz. Tom Cruise ile aynı dine bağlıla. Oğlu geçtiğimiz buna 16 yaşında karayiplerdeki evlerinde banyoda ölü bulundu. Talihsiz bir kaza mi yoksa tarikat'in bir organizasyonu mu? Çocuğun hiddi sağlık sorunları olduğu biliniyordu.
Kimse kusuruna bakmasın ama bir bilimkurgu yazarının yarattığı ve uzaylıların geleceğini müjdeleyen bir din bana garip geliyor. Aslında tanrıların arabaları gibi kitapları okuyorum sağlam bir bilimkurgu hayranıyım. Evrenin üzerinde yaşam olan tek gezegenin dünya olması çok büyük israf olurdu heralde. Yıllar geçtikçe daha bir bağnaz oluyorum sanırım.

---- 
Sent using a Sony Ericsson mobile phone

Dünyada Neler Oluyor ( Google News Gözü ile)