Mustafa Sandal'dan Mahsun Kırmızıgül'e Methiyelerin Bir Nedeni Olmalı

New York'da 5 Minare, Mahsun Kırmızıgül'ün so filmi. En beğenilen olmasa da en çok para harcadığı filmi olduğunua kimsenin itirazı yoktur heralde. Filmin başına gelen en güzel şey Haluk Bilginer ona ne şüphe. En kötü şey ise Mustafa Sandal. Eski popçuyu daha çok tüm dünyada çıkan şarkıların bestelerinin neredeyse tamamından esinlenmek ancak iş albüme yazmaya geldiğinde kendi ismini yazmasıyla bilirsiniz.  Her zaman bir mazereti vardır.

Media_httplh6ggphtcom_nfmfd

Çok fazla filmde oynamamış ama benim şansızlığımdan olsa gerek ben her filmini seyretmişliğim var.  Net olarak söylüyorum hayır kesinlikle hayır. Beste arakladıktan sonra bunun yanına kalması aktör olabileceğin anlamına gelmiyor.  Son zamanlarda kendisini ne zaman kamera karşısında görsem önce kendine son filminde şans veren Mahsun Kırmızıgül'e methiyeler düşüp ardından eşini yabancı bir bilde aktiristlik yaptığı için ne kadar zor bir işin üstesinden geldiğinden bahsediyor. Haydi eşini övmesini desteğini anlıyorum. Aksi halde eve gittiğinde yatacak yeri olmaz da; Mahsun Kırmızıgül'e anlam verememiştim. Filmi görünce nedenini anladım Mustafa Sandal bir kere daha çok kötü oynamış. Nasıl derler.  Bir önceki filminde dibi bulduysa bu filmde (New York'da 5 (rakamla beş) Minare isimli filmde dibi bulup bir miktar da kazmaya çabalamış. Aktörlükte en dip neresi olabilir diye merak etmiş olabilir.

Performans böyle olunca kendisinin yakın zamanda başka bir film teklifi alması çok mümkün olmaz diye düşünüyorum. Bir ihtimal bir sonraki Recep İvedik filminde Recep İvedi'ğin hapisanedeki kız arkadaşı rolü  olaabilir ama daha iyi bir aktör mutlaka çıkacaktır diye ihtimal vermiyorum. Mahsun Kırmızıgül ise bu filme verdiği emek harcadığı para nedeniyle evladı gibi görüyordur. Kargaya yavrusu kuzgun göründüğüne göre;  bu bağlamda Mustafa Sandal'ın performansıyla ilgili negatif bir algılaması varsa dahi daha kendine itiraf etmemiştir. Günün sonunda üç milyonun üzerinde bir seyirciye ulaşmış film olarak maliyetini de çıkarmış olduğuna göre "Kıral Çıplak" deseniz neysede de "Kıral'ın yanındaki "Şaklaban dal Taxxak"  deseniz dahi kıralın umrunda olmaz. Yani Mustafa Sandal'ın yakın zamanda aktör olarak iş kapabileceği ve yakın zamanda  sinema filmi için kolları sıvaması olası insan Mustafa Sandal olunca bu methiyelere anlam vermek mümkün oldu.

Ben sinemadan anlamam ama kötü oyuncuyu anlamak için sinemadan anlamanıza gerek yok zaten. Kötü oyuncunun son işverenine methiyeler düzmesi de normaldir ama bu örnekteki kadar abartınca neden sonuç ilişkisiyle çok net bir resim ortaya çıkıveriyor.

   

Media_httpimgzemantac_hnihe

Affluent Bankacılık Nedir ?

Denizbank'ın Afili Bankacılık hizmetini görünce merak edenler olur diyerek bir yazı hazırlayayım dedim.
"Affluent” Türkçeye çevirmeye kalkarsanız birden fazla anlamı var. Ama en sık kullanıldığı sektör bankacılık finans sektörüyle ilgili bakarsanız “varlıklı” anlamına gelir. İngilizce kökenli bir kelimedir. "Varlıklı" deyince insan'ın aklına ilk olarak neye göre varlıklı? sorusuna yanıt aramak geliyor. Perakende yada kitle bankacılığı (ortalama gelire sahip tüketicilerin içinde bulunduğu) müşterilerine göre varlıklı müşteriler kastediliyor.
Perakende bankacılık müşterilerinin aylık ortalama geliri 2000 TL civarında olduğunu tahmin ediyorum. Bu konudaki tespitimi destekleyen en önemli veri de BKM tarafından her yıl yayınlanan "Kart Monitör" adlı araştırma. Bu araştırma'nın en son yayınlanan sayısında kredi kartları en çok kullanılan kredi kartlarını ortalama limitinin 2500 TL civarında olduğu açıklanmıştı. Ancak ağırlıklı olarak dağılımın 500 ile 5000 arasında olduğunu görüyoruz. Kredi Kartı işinde gelir = Limit varsayımından ilerlersek biraz da “hissi kalben vuku” yaparak ortalama 2000 TL gelir rakamına ulaşmış oluyorum.
Affluent Bankacılıkla ilgili mevcut yabancı kaynakları takip ederseniz, segment’i belirlerken kitle bankacılığı müşterilerinin 5 ila 10 misli gelire sahip müşterilerin seçildiği kuralı dikkatinizi çekecektir. Bu kuralla yola çıkarsak Affluent Bankacılık kitle bankacılığı Müşterilerinin ortalama gelirlerinin (2000 TL) 5 ila 10 misli daha fazla hane gelirine sahip (2000 TL x 5 =10,000 veya 2000 TL x 10 = 20,0000 TL ) bireylere/ailelere sağlanan bankacılık hizmetlerinin tamamına “Affluent Banking” deniyor.
Denizbank’ın Afilli Bankacılık ürününün özeline inmek gerekirse; özel Bankacılıkla ilgili şu makaleyi okursanız göreceksiniz , özel bankacılık hizmeti için gerekli olan asgari varlık tutarı 250,000 TL civarında. Ancak bu müşterilerin sayısının çok daha az olması, Afili Bankacılıkla rekabete dahil olan Denizbank’da özel bankacılık hizmeti için kabul edilen bu alt sınır civarında bulunan bankacılık müşterilerini hedefleyen bir ürün çıkarmış.
Daha açık olmak gerekirse, Denizbank Afili Bankacılık paketiyle hane geliri yıllık 120,000 TL’nin üzerinde 10,000 ile 300,000 TL arasında bir birikim sahibi müşteri profiline ulaşmayı hedefliyor ve organizasyonunu buna göre yeniden düzenlemiş. Perakende veya kitle bankacılığı müşterilerinin ortalama geliri 2,000 TL civarında olduğunu düşünürsek yukarda bahsettiğimiz tanıma uygun bir şekilde, bunun beş katı hane gelirine sahip varlıklı müşterileri hedeflemişler.
Affluent Bankacılık, Özel Bankacılık Müşterilerinin alt sınırına hitap eden bir bankacılık paketi sunmayı gerektiriyor. Bu kişilerin bankacılık ihtiyaçlarına yönelik ürünler sunmanın yanı sıra, müşterilerin ihtiyacı olan sigorta, vergi, yatırım hatta bazı durumlarda renk ve imaj danışmanlığı hizmetlerini dahil olduğu uygulamalar mevcut. Vergi kaçırmak bir çok ülkede suç sayılırken tüm dünyada Özel Bankacılık ve Affluent Bankacılık hizmetleri kapsamında vergi uzmanlarıyla varlıklı müşterilerin ödenecek vergilerini azaltması yönünde danışmanlık vermeye devam ettini de bilmenizde fayda var.

Lill' piece of me

As we're on it let me tell you a little of my self.

I'm basicly 30 somethin'(actualy in my late 30's), male. Single, never been married and never procreated and I hope to get in to that later.

I Live in Turkey, Istanbul. The relationship between me and Istanbul is complicated. It is love and hate kind of relationship. I hate the things that I have to do to survive in this city. I live for the great pleasures and satisfaction which the city occasionally but not conviniently offers. The Bosphorous Straight is another pleasure to mention about but requires a detailed seperate post in order to achieve a fair description.

I'm a TV buff. I have a potential to watch anything on tv. I can even watch myself staring @ tv from tv.

My favorite ones are the American series with the exceptions of Coupling UK and Primeval . Though Turkish televisions has a quite number or domestic series I just get my self to watch them all.

For the past couple of years my fanaticism on tv series has taken a a different dimension a path perhaps. Downloadin' the series from Internet with peer to peer applications. Specifically e-mule. But I occasionally pay for my downloads as well.

If there's a Tv series heaven I've definately reached there and fallen directly down to TV series hell. I've fallen from grace because these are the days where TV series seize to continue weekly. This is where TV industry take a vacation untill september.

I've seen and loved series that most of my country men havent heard of or did not care at all.

And, there are also movies to download. Thanx to progressing internet communications downloadin a full good quality move takes a matter of minitues. (depending on your internet connection).

As a summary I'm a Turkish male livin' in istanbul and distancing myself with my own countrymen and assuming to live in a country that isn't there.

Being born, raised, educated in Istanbul I have the illusion that Turkey is all about Istanbul. everywhere is just like it but without the bosphorus. I also assume that everybody is at the same social and educational level with each other since we have such a great education system.

Some one once said that; "Assumption is the mother of all fuckups". And I seem to fuck up quite often for the past couple of years. Man's mind work different ways mine works wierd. I have a different perception of life and everything attached to it. This perception has a strong impacts on my decision making.

I've just rememberred the days when I was young and attendin schools. After the first year of school I practically started to suck at my classes. Though everybody claimed that I was one bright individual I Literally started to run down the stairs of success after my first year in school.

I have several theories on why that failure to success took place all through my academic life.

One is I'm practically an idiot that is the reason do not have enough brain cells alive. This actually can be the reason because I was diagnosed photo-sensitiv Epilepsy when I was in the second grade. I was immediately on epilepsy medication over the years and practically was drugged from second grade thru' my softmore year in highschool. Probably not much alive brain cells left anyway.

Another theory is me being dyslexic. I like this one more then the previous one. I have a problem with written language therefore failed to succeed in the academic world. Well I've just read it from wikipedia I aint suffering from dyslexia. I've occasionally miss-read or miss-spelled a lot of words but that aint it. I just can not concentrate on anything long enough. I'm a moron


Last theory is based upon the fact that I chose my father as a role model instead of my mother or uncle, on my mother's side. Unfortunateley we do not have a lot of brains on my father's side. This may be because of the fact that my grandparents on my fathers side were distant but not distant enough relatives. As i mimicked him I activated the genes that were bad for my academic life and became this way.


As a result I'm what I am, a little bit narsisist fairly tall and fairly big nosed. Brown eyes devilishly handsome and adorable with a lot of issues attached to my self. In due time you'll receive get to read some blog posts by me and have a piece of my mind and life around my existance.

Panda Kicks ass @ the box office

Media_httpbp1bloggerc_cockc
Panda Kicks Ass,

Looks like "Kung Fu Panda" the animation movie of the 2008 Summer is
into some heavy ass kicking.

Chubby Panda Master of Kung Fu has already achieved the #1 position @
the box office leaving major contenders such as Indiana Jones, Sex and
the City
and the evidently no need to see stupid Adam Sandler movie Zohan

This is an animated story about martial art techniques created by
mimicking the certain animals. No need to say that it is also about the
animals from which the tecniques are inspired.

It is going to take a while for me to be able to watch it from where I
live. Which is Turkey by the way.

I normally blog in Turkish which is my native language but today I
decided to make an acception to the cause. The reason for this exception
can be monitored in my page statistics. I suck in blogging in Turkish
and somehow If I suck less in english it may motivate me for my future
posts.

We'll see about that.

Bir Erotik Bilim Kurgu - Barbarella (1968)

Media_httpbp1bloggerc_qthvj
Barbarella 1968 yapımı bir Roger Vadim filmi. Erotik bilimkurgu türünde bu film bir nevi "Emmanuel Uzayda'nın" sinema filmi versiyonu gibi tek bir farkı var o zamanlar Emmanuelle diye bir kahramandan kimselerin haberi yoktu.

Başrol oyuncusu Jane Fonda'nın otuzlu yaşların başındayken rol aldığı kariyeri açısından önemli film çünkü bu filmde sergilediği görüntüler ile ilk kez erkeklerin hayallerinde yer almaya başladı.

Film 41. yüzyılda geçiyor erotik ajan Barbarella'ya Şeytani bilim adamı Durand Durand'ın yakalanma görevi verilir. Barbarella bu takip sırasında birbirinden manasız ancak bir o kadar erotik (1968 yılına göre) maceralara atılır.

Filmde karşılaştığımız her bir küçük macerayı dikkatli bir şekilde incelediğimde mevcut bilim kurgu dizilerinde işlenen konular ile kolayca ilişki kurulabiliyor. Yukarda bahsi geçen "manasız" maceralar bu açıdan incelendiğinde filmin mevcut bilim kurgu literatüründe özellikle galaksiler arası seyehat ve macera kavramları üzeride bir temel olarak kullanıldığını kolayca farkedilir.

Barberalla'nın maceralar hakkında detaylara girmeyi düşünmüyorum. Merak edenler imdb üzerinden bir göz atarlar nasılsa. Aslen bir Fransız çizgi romanından yola çıkılmış bu film dönemin özel efekt imkanları göz önüne alınca gerçekten özverili bir çalışma.

Bu filmi incelediğinizde adeta Jane Fonda'nın kendisi için özel tasarlanmış bir film olduğu izlenimine de kapılabilirsiniz.Oyunculuk ve senaryo açısından tek bir şeye yoğunlaşılmış bu da Jane Fonda'nın fiziksel özellikleri olmuş. O dönemde Yönetmen Roger Vadim ile evli oldugunu düşünülürse buna anlam vermek zor olmuyor.

Tarih tekerrürden ibaret derler ama tekrar edenler başkaları oluyor. Luc Besson ve Milla Jovovich birlikteliğinde (iki sene kadar evli kaldılar) de sıra dışı bir bilim kurgu filminin bahsi geçer. Bu Çiftin hikayesi 5th Element ile başlar ve Joan Of Arc (Jan D'Ark) ile sona erer.

Filmin bir ilginç bağlantısı ise taa 80'li yıllara pop müzik dönemine kadar uzanır. 80'li yılların ünlü grubu Duran Duran ismini bu filmdeki şeytani bilim adamı Durand Durand'dan esinlenerek almıştır. Kahramanın bir Fransız çizgi romandan esinlendiğini düşünülürse, bir ingiliz grubu tarafından "D" harfinin kullanılmaması normal geliyor.

Zamanınızın olması durumunda sinema deneyimi açısından seyretmesi gerekilen bir film.


Bir devrin sonuna daha gelindi - Fidel Castro Emekli Oldu

Media_httpbp2bloggerc_qrebc
Yirminci yüzyıla imzasını atmış devlet adamları arasında yerini kimsenin inkar edemeyeceği Fidel Castro (81) yaptığı açıklamada Küba devlet başkanlığı ve başkomutanlık görevine geri dönmeyeceğini söyledi.

49 yıllık iktidarı boyunca Amerikaya karşı taviz vermeyen boyun eğmeyen tutumu ile tüm dünya tarafından taktir, kıskançlık ve imrenerek izlenenen Castro'nun görevlerini 2006 yılından bu güne sağlık nedenleriyle kardeşi Raul Castro (76) devralmıştı..

"Castro ölmeden küba'yı ziyaret etmeli" geyiğini bilirsiniz. Sanırım geri sayım başlamış durumda. Aranızda Castro ölmeden Kübayı ziyaret etmek niyetinde olanlar varsa acele etsin. Geri sayım başladı üstelik yerine geçen diğer Castro'nun da yaşı Fidel'e kıyasla genç olsa da pek genç olduğu söylenemez. değil.

Rastgele bir düşünce: Benim gibi Atatürk 57 yaşında vefaat etmeseydi ne olurdu diye merak edenler varsa Küba bu soruya cevap verecek güzel bir simulasyon olurdu heralde. Malum adam Amerikanın bir eyaleti olmak üzere olan adayı herşeye rağmen bağımsız bir ülke haline getirdi. Yıllar Çok zengin değil ama kesinlikle bir duruşu olan ve üzerine kurulduğu prensiplerden ödün vermeyen bir ülke.

Peki Castro'nun bu uzun ömrünün sırrını merak eden oldu mu ? Biliyor olabilirsiniz belki Küba Tıp alanında oldukça büyük ilerlemeler kaydetmiş bir ülke. Tıp turizmi nedeniyle ciddi bir geliri var. Adamlar Castro'nun ömrüne bu becerilerini kullanarak resmen ömür kattılar.

Biz Atatürkü Türk tabiplerine emanet ettik ama olmadı işte.

Oliver Stone'nun Fidel Castro ile tanışması ile ilgili bir dökumanter var Commandante göz atmakta fayda var.

Geleceğe Dönüş - 2012 Genel Seçimleri

Bir sonraki genel seçimlerin sonuçları ne olacak diye hepimiz merak ediyoruz. Şimdiden bilmemizin imkanı yok ama bir sonraki seçimlerde oy kullanmağa nasıl gidecegimizi merak edenler olabilir. İşte bu post bunun hakkında sizlere bilgi vermek için.

Benazir Bhutto'nun suikastinin ardından Pakistanda genel seçimler tartışmalı olsa da yapıldı oylar kullanıldı ve sabit mürekkep ile parmaklar işaretlendi.

2012 genel seçimlerinin de Türkiye Cumhuriyetinde benzer görüntülere rastlanacağı konusunda spekülasyonlar var.

Siz ne nersiniz?

Ilham alınan haberin aslı burada.
Kaynak:Asoşiyeytıd Pires

Şeytan ile Anlaşma Yapmak

Media_httpbp3bloggerc_kxihn
Televizyon için iş yapmak ruhunu şeytana satmak gibi bir şey olsa gerek.

Kişinin Ruhunu şeytana satması ile ilgili en çok bilinen hikaye Goethe'nin yazdığı Faust'un hikayesidir.

Anlaşmanın prensipleri basittir. Arzu ettiğin bir hedefe ulaşmak için şeytan ile anlaşma yaparsın. Kanınla imzaladığın süreli bir kontrattır bu. Şeytan net olarak tanımladığın amacına ulaşmanı sağlar. Kontrat süresi sonunda Şeytan gelir ve karşılığında kişinin vermeyi taahhüt ettiği borcunu tahsil eder. Kontrat sonunda artık kişinin ruhu Şeytana aittir ve sonsuza kadar cehennem ateşinde yanacaktır.

Televizyon yapımcıları anlaşma yaptıkları kişilerle benzer bir yol izlerler. Tek farkı borcun tahsilini kontrat süresince parça parça alırlar. Yapımlarının tanıtımını yapmak içi kontratlı oyuncu, sunucu ve juri uyelerine her türlü şeyi yaptırabiliyorlar.

Ne gibi mi? Ilk aklıma gelen Popstar Alaturka, Bülent Ersoy ve Armağan Uzun denilen şahıs ve bu ikilinin dillere destan aşkları.

Media_httpbp3bloggerc_iagwe
Bir başkası ise Öykü Serter Maxim dergisi Şubat sayısına kapak oldu. Çünkü Ocak ayında yakın zaman Ciner tarafından alınan ve büyük atılımlar yapması hedeflenen Kanal1'de yayınlanmaya başlayan Akademi Türkiye adlı yetenek yarışmasının sunuculuğuna başladı. Tamam bir önceki örnek kadar cuk oturmadı ancak bildiğiniz gibi bir zamanlar karakter sahibi bir duruşu olan Öykü Serter DJ'lik ile başlıyan kariyerlerini bu tür yarışmalarda sunuculuk yapmaya kadar geliştirdi. Hatta bir yerlerde bir dizi de de rol almıştı yanlış hatırlamıyorsam. Derken kendini geliştirmek adına ekranlardan uzaklaştı. Bilirsiniz TV'de ve magazin dünyasında gözden uzak bir hayat sürmeye başladığınızda, gönüllerden de süratli bir şekilde uzaklaşırsınız. Kendisi de epeyce bir süre uzaklaştı ve şimdi hem kendi hem sunucuuğunu yaptığı programın tanıtımını yapmak üzere elinde kalan tek sermayesini kullanmaya başladı.

Bazen düşünüyorum Şeytan için Televizyon yapımcılığı kadar ideal faaliyet alanı olamaz. Ün ve Şöhret peşinde koşan insanların bu açlığını kullanarak ruhlarını çürütüp yayınladıkları programlarla da cahil halkın ruhlarını esir alıyor ve hedeflediği dünya düzenine kavuşmuş oluyorlar.

Eğer bir yerlerde bir Şeytan varsa kesin ya Amerikan başkanıdır yada büyük bir medya patronu.

Larger Than Life- Yaşamdan büyük

Media_httpbp3bloggerc_eycid
Bir erkek olarak yıl dönümlerinden pek anlamam. Bir rivayete göre genetik bir bozukluk XY kromozonun Y tarafından kaynaklanıyor.

XY , XX kromozomlarını bilmeyen yoktur. XY erkek , XX Kadını tanımlar. Bunun bir başka açıklaması ise, Her erkegin içinde bir parça kadın vardır.

Yani erkeklerin içindeki birer parçaları düşünürsek dünyayı kadınlar yönetiyor diyebiliriz.

Kromozomlardaki farklılık argümanı ile yaklaşan sevgililer günü hakkında beyhude bir savuşturma çabası da bu şekilde geçmiş olsun. Kaçınılmazdan kaçınılamaz öyle değil mi ?

Müteveffa sanatçı, model, Playboy kızı Anna Nicole Smith'in ölümünün üzerinden bir sene geçmiş. Geride bir bebek ve payına düşen miras ile ilgili bir sürü dava bırakan ANS. Sürdüğü sansasyonel hayat ve sıradışı çıkışlarıyla magazin dünyasında en sık başvurulan kaynaklardan biriydi.

Teksas'dan çıkan o minik kız. (Minikligi kesinlikle tartışılır) Kabına sığamayan hatta yaşamın kendisinden büyük bir yaşam sürdü ve beklenmedik bir zamanlama ile yolun sonuna ulaştı.

Yaşama sahip çıkmak lazım yudum yudum tadını alarak ısraf etmeden tüketmek lazım.

Başbakan Almanyada incelemelerde bulunmuş

Media_httpbp0bloggerc_fzwaf

Başbakan 5 kişinin can verdiği ludwigshafen deki yangının gerçekleştiği bölgeyi ziyaret edip incelemelerde bulundu.

Peki ben hatırlamıyor olabilirim öyleyse lütfen biri uyarsın. Gecen hafta zeytinburnunda 25 kişinin öldüğü yüzlerce kişinin yaralandığı ve belediyenin takip etmediği ruhsatsız işyeri yüzünden havaya uçan binaları ziyaret etmek yerine üniversitelere turbanla derslere girilsin diye anayasa'yı değiştirmeye çalışmıyor muydu.

Bir başbakan olarak önceliklerinin arasında Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının yaşamları pek o kadar yüksek sıralarda degil gibi geldi. Siz ne dersiniz?

---- 
Sent using a Sony Ericsson mobile phone