- Posts tagged Müzik
- Explore Müzik on posterous
Who dares 2 live forever?
Yes Michael Jackson died of a heart attack @ the age of 50. He had all the power and the money in the world up until recently. He spent quite some portions of his earnings on medical and cosmetic surgeries. Those surgeries were mainly focused on a light skin and younger look rather than a longer life span. The pursuit of eternal youth is probably what turned him into a allegedly peadophillia. Michael Jackson is died at the age of 50 one question in my mind rose! Which one??? as you may have seen in the picture above there are several versions of him. I wonder which one died? If one version of Michael Jackson dies does the other versions die as well? That is a mystery that we'll live to learn the answer. Another question "who will actually be able to cheat death with all the money power the own in the world?" Looks like Apple's own Steve Jobs is doing fine job with it. First winning over the struggle with pancreatic cancer and now getting himself a new liver and things.Picture of Dorian Gray by Oscar Wilde is a good book to mention on this subject---- Sent using a Sony Ericsson mobile phone
'80 lere özlem - Korsanın Başlangıcı
Maxim Slideshows -- Hottest Women of '80s Movies
Yaş ilerledikçe retro eğlenceye dönmeye bayılıyoruz. Yukardaki linkde 80'lerin ateşli hatunlarını bulabilirsiniz. Ufak açıklamalar ile. Bu dönemden bahsederken bu hafta bir de '80ler partisi varmış beyoğlunda bir mekanda. Geçen senelerde bebekde bir mekanda 90'lar partisine katılmıştım bir keyifliydi bir güzeldi anlatmak ile bitmez. Öte yandan benim anlamadığım bu retro parti katılımcılarına baktığımızda 78 ve sonrası doğumlu insan sayısı azımsanamaz. Burdan "Artık eskisi gibi müzik yapmıyorlar" gibisinden bir sonuç da çıkartabilirsiniz tabi;
Benim görüşüme göre ise o zamanlar yeni ve kaliteli müziklere ulaşıp tüketmek daha uzun surerdi. Ben Radyodan şarkı kaydederek kaset doldurduğumu hatırlıyorum. Ayrıca plaklardan kasetlere kayıt yaparak geçimini sağlayan "Kasetçi" tabir ettiğimiz dükkanlar vardı. Bunların sonuncusuna kadıköy akmar pasajında rastlamıştım. Sektör Teknoloji desteği ile daha kaliteli müzik kayıtlarını piyasaya vermeye başlayınca bu sefer CD'lerden kasetlere kayıtlar başladı. Derken CD yazıcılar evlere girmeye başladı ve insanoğlu o zaman önce kendi cdlerinin kopyalarını çıkarmaya başladı. Çıkardığı kopyaları arkadaşlarına hediye etmeye başladı daha sonra arkadaşlarının cdlerini kendilerine kopyalamaya başladı. Herkes kendi müzik açlığını doyurmak amacı ile korsanlığa başlamış oldu. O zamanlar birilerini kopya çıkartabilmesi için bir yerlerden en az bir orjinal sanat eseri temin etmesi yeterliydi. Derken yeni bir müzik kayıt formatı çıktı karşımıza;
"Empeüç". Müzik dosyalarının boyutları ufalmasına rağmen ses kalitesinde bir kayıp olmuyordu artık. Bu arada zaten gelişen internet ağı sayesinde evlerdeki bilgisayar sayılarında artış yüksek ivmeli olarak devam ediyordu. Yeni sıkıştırma formatının popülerliğinin artmasına en büyük etken ise paylaşım programları oldu. Napster, AudioGalaxy ve tabi Kazaa sayesinde artık koleksiyonunu sadece arkadaşlarınız ile değil bütün dünya ile paylaşma imkanınız oldu. Ama yerli üreticiler kar marjlarını yükseltmek ve dışarı olan bağımlılıklarını azaltmak için bu kaynakları sömürmeye başladılar ve empeüçlerden müzik cdleri yaratıp bunları kapaklar ve kaplar ile piyasanın % 90 ucuzuna piyasaya sürmeye başladılar. Aslında bundan önce Bulgaristan'da seri olarak kopya cd üreten mekanlar vardı ve bunlar orjinaline çok yakın cdleri türk tüketicisinin hizmetine sunuyordu.
Aç gözlü girişimci kendi çapında başka bir açığı tespit etti. Tüm dünyada internet ağı gelişirken en popüler paylaşım programları napster ve Audio Galaxy telif hakları nedeni ile sıra ile kapandı veya talep gören fonksiyonalitelerini kaybettiler. Ve o sırada tüm dünya ile dial-up bağlantı ile iletişim içersinde bulunan türk internet kullacısı mevcut geniş bant bağlantı gerektiren alternatiflerden performans alamaz oldular. O sırada geniş bant dendiğinde son kullanıcı için kablotv hattı üzerinden kullanılan internet bağlantısı söz konusuydu ve maliyetler oldukça yüksekti. Girişimci daha ucuz fiyata daha çok empeüç dosyasını cdlere gömüp tezgahlarda satmaya başladılar. Çok kısa zamanda aylık kablonet bağlantısı için harcıyacağınız paraya bir ömür yetecek kadar müzik arşivine sahip olabilme imkanına sahiptiniz. Tamam kayıt kalitesi konusunda kendi tercihiniz den çok kısmetinizin etkisi büyüktü ama işe yarıyordu.
Derken Türk telekom adsl hizmetini abonelerine vermeye başladı üstelik kabloluldan daha mantıklı fiyatlara. Bağlantı performası kablonete yetişmese dahi dial-up kullanıcı için gayet tatminkar sonuçlar elde edilir oldu.
Bir de türkçe sitelerde üyelerine kalitesiz ama popüler şarkıları empeüç formatında indirme imkanın verilince müzik tüketimi süratlendi. Kalite yok kar, marjı yok , hemen bir sonraki üretime geçiyorlar. Üretimin süratlenmesi gerekiyor bu sefer eski jenerasyonlarda kaybolmaya yüz tutmuş eserlere cover yapiyor, yeni sözler enstrumanlar ile makyajlayıp çıtır kızlar esas oğlanlar ile sisteme geri alıyorlar.
Bu arada sağlam bir internet sömürücüsü olduğumu söylemeleyim. Iki sene önce kuzen için bir albüm indirmeye çalıştım. Ingiliz heavy metal grubu Judas Priest tarafından 1974 yılında yayınlanan bir albüm olan Rocka Rolla adlı albümdü. Bir full albümü indirmek en düşük adsl hattında 5 saat alırken bu albumdeki sınırlı kaynaklar nedeni ile indirmem tam bir ay (30 gün) sürdü . Albümü gerçekten keyifle dinledim ve defalarca dinledim. Aslında eskilere (80 ler 90 lar) dönüşün keyfi vardır. Şarkıları tüketmek çok uzun zaman aldığı için melodiler hafızamızda bir yerlere kazınmış olduğundan duydugumuzda aşinalık ve aşınalığın getirdiğ rahatlama hissi ve tatmin getiriyorlar.
Korsanlık söz konusu olduğunda görsel media korsanlığına değinmek gerektiğinin farkındayım ancak bu başka bir günün konusu olsun. Ayrıca Müzik şirketlerini çok düşük üretim maliyetlerine rağmen cd'lerden nasıl çılgın bir kar marjı ile onlarca sene çalıştıklarından da bahsetmek gerekiyor.
<script type="text/javascript"></script>
<script type="text/javascript" src="http://cls.assoc-amazon.com/s/cls.js"></script>
Benim Videolarim - I say a little prayer for you
İşte size My Best Friends Wedding Filminin şüphesiz en keyifli sahnelerinden biridir. Filmin orjinal sountrack'inde yer alan oyuncuların "I say a little prayer for you" adlı şarkıyı söyledikleri Rehersal dinner sahnesi.
Bu videoyu uzun zamandir göremediğim ve bir dönem kendisi ile marş yaptığımız bir arkadaşım "dido"'yu hatırlattı bana. Buluşamadık be Dido Bir türlü.
Benim Videolarim - With or Without You (Senle weya sensiz)
See the stone set in your eyes
See the thorn twist in your side
I wait for you
Şüphesiz Alemin en kıral şarkılarından biridir.
Bono'nun tavan yaptığı döneminde olduğu yıllar. O dönemde yaşıtım kızların hemen hepsini elinde olsa bitter Magnum çikolata gibi keyifle götürecegi bir bir kıvama sahipti.
Şarkı ise alır beni götürür bir yerlere. Friends'in bazı bölümlerinde damardan Ross ile Rachel arasındaki duygusal anları öne çıkarmak için çok başarılı bir şekilde kullanılmıştır.
Eğer 80'li yıllarda büyümüşseniz giriş müziğini duyduğunuz anda bir özlem kaplar benliğinizi. Geçmiş mutlu günlerin anıları geçer gözlerinizin önünden. Cigerlerinizdeki nefesin hiç tükenmediği fiziksel sınırlarınıza ulaşamadığınız yıllarada engellere sığmayıp taştığınız günler ,yaz tatilleri ,aşklardır sizin yüzünüze tebessümü bırakan.
Rattle and Hum U2 tarafında çıkartılmış albüm ve filmin adıdır. Filme DVD olarak Nisan Ayı Billboard Dergisini satın alarak sahip olabilirsiniz ve bu şarkının canlı performansını dinleyebilirsiniz. Sadece 4 YTL.
Keyfini çıkartın
24032007 Kargo @ Stüdyo Live
Gecenin özeti güzel ve keyifli bir geceydi benim için keyif olmaktan çıktığında sona erdirebildigim için mutluyum. Belki mide fesatı geçirmediğim bir akşam daha uzun süre kalabilmeyi denerim ama kim bilir?
Not: Resim Flickr dan araktır. Referans olarak Resmi yukleyen kişiye yönlendirilmiştir.
Not2 : Türkiye Yunanistana 4 tane taktı o akşam işte goller.
10032007 cumartesi
Şu anda köprünün altunizade girişindeyim bu nasıl bir trafik ak. Sanki tüm şehir anadolu yakası olarak benim asker arkadaşımın düğüne swiss otele gidiyor. 750 kişilik 1 düğün org. teorinin doğru olma ihtimali var. dur kalk sırasında bu enaili yazıyorum belaya davetiye resmen. bu gün epey iş yaptım aslında ama hala pc mi ayağa kaldıramadım. üstelik yok yere bir disk daha ve kart aldım. yarın bunların desteği ile pc yi ayağa kaldiririm umarım. daha hala gişelere gelemedim bu demektir ki şerit önceliği gidişte değil. 3 şerit 2 ye iniyor. nostalji fm de madonna papa donT piric çalıyor. Güzel şarkı ilk orjinal plaklarından biri gerçek mavi albümü. kim bu t 9 u buldu ise Allah razı olsun. Gişeler 30 metre uzakta yani minimum progress. Swiss otele var kokteyle 22 dakika geç kalmış durumdayım. Bari otopark sorun olmasa bekleyip pardon vardığımda göreceğiz. yarın anlatırım. damadin kızlar tarafından okan bayülgene benzetildiğinden söz etmem gerekir. Biraz daha esmer bir teni vaar ama olacak okadar.Saat 20:08 de otele varmıştım. Otopark sırası olduğundan aracı çekilme riskine rağmen yolun kenarına bırakıp lobiye doğru ilerledim. Büyük döner kapıdan içeri girerken pasta ve tatlı kokusu girişte burnumun içini doldurdu. Umarım arabamı çekmezler. 750 kişilik düğünde 2 kişiyi tanıyorum. bu durumda kokteyl tam 1 ızdırap. allahtan tolga ile onura rastladım. Yemekler oldukça başarılı idi öte yandan masanın konumu itibarı ile saat 2325 itibarı ile gelin ile damat 3 masa uzakta biz sondan 1 önceki masayız. şarkılar ise tam ruh halimi anlatıyordu. Bir düğünde çalması beklenmeyecek şarkıları son masalarda söylemeye başladılar. Çile bülbülüm çile, Sürünüyorum ve Aşka inanmam bunlardan bir kaçına örnek.
Nihayet Bizim masaya geldiler seri bir şekilde tebrikleştik bir fotonun ardından son masaya geçtiler.
Bu arada kız tarafı ile ilgili bir dedikodu yapmam gerekiyor malum erkek tarafıyız. Ailenin kızları burun kemiklerini törpületmişler. Damadın bundan haberi var mu bilemiyorum. Özellikle geçen sene evlenmiş olan ablanın burnu dansöz Tanyeliyi anımsatıyordu. Nikah Kadıköy Belediye başkanı tarafından şahsen kıyıldı. Anadolu yakasının saygın mütahit ailelerinden biri olunca böyle oluyor diye düşünüyor insan. Aksi taktirde Selami yetkiyi verirdi bir memuruna onlarda verirdi coşkuyu evlenecek çifte ve konuklara.
Tebirk kısmının tamamlanması ile Onur ile Tolga ve onların kız arkadaşları ile vedalaşıp evimin yanlızlıpına doğru yola çıktım. Araba yerinde duruyordu bu güzel bir sonuçtu hatta bu geceden çıkan en güzel sonu. Kazasız belasız Eve gelip bu blogu tamamlıyorum.
Şimdi Langırt yatağa iyi geceler.Saat 00:42
Benim videolarim - Tarih Öncesi
Bu ayrı bir konudur İstanbul'un fethi II. Sultan Mehmet (Fatih) ve ona karşı kurulmuş Ejder'in kardeşliği birliği. Vlad Tepeş nam-i diger Kont Dracula'nın Fatihin yanında geçirdiği çocukluğu ve bunun tarihe geçecek karakteristik özelliklerine etkileri tamamen ayrı bir konu.
Internet de bu kilometre taşlarından biri olmalı bence Internet olmadan önceki hayatımdan size biraz bahsetmek istiyorum.
Ergenlik dönemi ile beraber yaş 12 itibari ile o zamanın popüler kültürüne maruz kalmaya başladım. Giydiğim ayakkabının önemi olmaya başladı belli müzik programlarını dinleyebilmek önemli olmaya başladı benim için zira TRT 3 de popüler müzik yayını belli saatler arasında yapılmaktaydı. Pazartesi Çarşamba akşamları eve gidip odamdaki müzik setinden Stüdyo FM dinlerdim. Yayın günlerinden birinde Jazz ağırlıklı çalarlardı fenalık geçirirdim. Derken 1984 yılı ve sonrası Özal ile gelen açılma dönemi başladı dünyaya açılmaya başladık. O zamana kadar kapalı bir ekonomik politika benimseyen 70 cent e muhtaç Türkiye bir gonca gibi açılmaya başlamıştı. Devlet politikasına paralel olarak TRT de bu rüzgarın etkisine girdi ve bizi video klip ler ile tanıştırmaya başladılar.
Tabi video klipler dediysek şimdiki ile alakası olmayan video kliplerdi bunlar. O zamanlar Top of The Pops diye bir franchise vardı programda Televizyon makinasının kullandığı stüdyondan biraz hallice bir stüdyo ve konu sanatçılar listlerdeki şarkılarını playback olarak performans gösteriyorlardı. Bu tür programları o zaman hemen hemen her evde bulunan videolar ile televizyondan kaydedip sonra hepsini toplu olarak seyrettiğimi hatirlarım. Şunu da unutmamak lazım bazen bu programlara çıkan popüler parçaların kasetlerinin Türkiyeye gelmesi çok daha uzun sürüyordu dolayısı ile tek tüketim kanalımız bunlar olabiliyordu. Ilk CD playerimi 1990 yılında 100 USD ye amerikadan aldığımı düşünürsek CD diye bir kavram o dönem yoktu neticesi ile. İşte aşağıda Bana videoya kayıt motivasyonunu sağlayan şarkılardan biri Ray Parker Jr. ve GhostBusters. Aynı adlı filmin müziği olarak hit olmuştur kendileri.
Hasta Siempre - Sonsuza Kadar
DSC00814 - Cuba 2005 - Havana,
originally uploaded by Nigel Smith.
Bu konu söz konusu olunca kalbimin bir kuş gibi çarptığını hissediyorum. Küçük bir çocuk iken Neverland vardı. Hatta itiraf ediyorum yabancılar tarafından cüssem den dolayı adam yerine konulduğum fakat hala bir çocuk olgunlugunda oldugum teenage dönemlerimde; ki bu dönemleryoğun bir şekilde odama kapanıp müzik dinlemek ve daydreaming gibi aktiviteler içeriyordu. İçimde bir şeylerin pır pır etmesine neden olurdu.
Burda konudan biraz uzaklaşmış olacağım ancak Steven Spielberg tarafından 1991 yılında çevrilmiş Hook filmi söz konusu mekanı ilk ve en görsel şekilde canlandırmış film olmasından dolayı bana saadet vermiş bir filmdir. Genelde şu yaşıma rağmen "I'm still a sucker for Peter Pan Stories" diye bir yorumda bulunsam yalan olmayacaktır. "Büyümeyi red etsen bile sana uygun bir yer mutlaka olacaktır" temasına da kapılmış olabilirim kim bilir.
Küba Havana da böyle bir yer benim için. Büyüdükten sonra dertlerimden kaçıp yeryüzünde cenneti bulabileceğim bir mekan gibi geliyor bana. Tatlı ve derinden kendine çağıran bir deniz kızı gibi. Mitolojide ki Deniz kızları Hans Christian Andersen'in hikayesinde minik deniz kızı gibi bilinmezler. Denizcilerin akıllarını şarkıları ile başlarından alırlar ve gemiyi terkedip kendilerine yüzdürüler. Daha sonra ise onları denizin derinliklerine çekip öldürürler. Bana yapılan bu çağrıya kapılıp gitsem sonum ne olur merak içindeyim. İşin kötüsü çağrı yıllar geçt,ikçe çoğalırken Fidel Castro'nun sağlık durumunun kötüye gitmesi ile zayıflamaya başladı. Korkarım 2007 Şubat ayına gelmeden Castro ölecek ve Kübanın çığlıkları okyanusun bu tarafına geçmez olacak. Önce Çığlıklar kaybolacak sonra ben mutsuz bir insan olarak yaşamıma devam edecegim. Nefes alacağım , nefesimi verecegim ve bunu yapmak için kendimi zorlayacağım. NAsıl depresifr oldu bu konu ama değil mi ?
Şaka Şaka . Puro, Cuba, Habana , Buena vista Social Club, Chan Chan ve Cuba Libre nin etkileri bunlar. Tabi Coldplay Clocks (Buena Visa S.C. Versiyonu)'u çok dinlememin modumdaki etkiside olabilir. Bu konu üzerine bana ilham gelir ara sıra yazmadan duramam bir türlü. Castro Konusuna gelince allah gecinden versin.
The Fray- How to Save a life
Veya yine Queen'den bahsedeceğim ama bir Under Pressure vardır insanın içini enerji ile doldurur kendini kırlarda koşarken hissi ile karşı karşıya kalmış bulursun.
Bilirsiniz Grey's Anatomy diye bir dizi vardır. Geçen sene oylesine takip ediyor olmama rağmen sezon sonuna doğru gerçekleşen olaylardan dolayı hastası oldum dizinini ve 3. sezonu indirmeye başladım. Sezon başında dağınık bir şekilde başlayan hikaye inişli çıkışlı bölümler ile devam ederken geçen hafta 15. bölüm senaryosu ile gelen bir trajedi ile yine nefessiz bir şekilde ekran başına kitledi beni. Bu arada Digiturk de dizimax kanalında yeni başlayan 3. sezon jeneriklerini seyretmişseniz bu başlığa anlam verebilirsiniz. Bu şarkı hem Scrubs'ın 5. sezonun hemde Grey's anatomy 3. sezonunda yer almasına rağmen bu diziye pek bir yakışmış doğrusu. Insanlarda olduğu gibi dizilerin de bir duruşu oluyor. Grey's in duruşunu belirleyen ise hiç şüphesiz histeri krizine girmemiş hali ile Izzie oluyor. Kriz anındaki davranışları ise kadınların akıl sağlıklarının yerine olmasının güzelligin ne kadar önünde olmasını gösteren bir ders gibi adeta.
İşte Arzu edenlere sözleri.
Step one you say we need to talk
He walks you say sit down it's just a talk
He smiles politely back at you
You stare politely right on through
Some sort of window to your right
As he goes left and you stay right
Between the lines of fear and blame
And you begin to wonder why you cameWhere did I go wrong, I lost a friend
Somewhere along in the bitterness
And I would have stayed up with you all night
Had I known how to save a lifeLet him know that you know best
Cause after all you do know best
Try to slip past his defense
Without granting innocence
Lay down a list of what is wrong
The things you've told him all along
And pray to God he hears you
And pray to God he hears youWhere did I go wrong, I lost a friend
Somewhere along in the bitterness
And I would have stayed up with you all night
Had I known how to save a lifeAs he begins to raise his voice
You lower yours and grant him one last choice
Drive until you lose the road
Or break with the ones you've followed
He will do one of two things
He will admit to everything
Or he'll say he's just not the same
And you'll begin to wonder why you cameWhere did I go wrong, I lost a friend
Somewhere along in the bitterness
And I would have stayed up with you all night
Had I known how to save a lifeWhere did I go wrong, I lost a friend
Somewhere along in the bitterness
And I would have stayed up with you all night
Had I known how to save a lifeHow to save a life
How to save a lifeWhere did I go wrong, I lost a friend
Somewhere along in the bitterness
And I would have stayed up with you all night
Had I known how to save a lifeWhere did I go wrong, I lost a friend
Somewhere along in the bitterness
And I would have stayed up with you all night
Had I known how to save a lifeHow to save a life
26122006 James Brown'in ardından.
Bu hafta başladığında ve ben neden bahsedeceğimi düşünürken google da haber çıktı. Soul'un büyükbabası 73 yaşında aramızdan ayrılmıştı. Kalp yetmezliğinden öldüğü söyleniyor. James Brown ile ilk karşılaşmam efsanevi John Landis filmi Blues Brothers da ki kilise sahnesidir. Herkes o kadar hareketliydi ki kendisine pek dikkat etmemiştim. Daha sonra soğuk savaş döneminin en görsel ürünlerinden Rocky 5 de Living in America' yi söylerken gerçek performansını görüp stilini taktir edebildim. Bu sene temmuz ayında Türk hayranları ile parkorman da buluşup veda etme fırsatı buldular. Kendisinin büyük bir hayranı değildim ancak benim için sıradan 1 karakter de olmadı. Aretha Franklin olsa muhtemelen giderdim konsere ama o gün başka bir program alternatif olmamasına rağmen gitmek aklıma bile gelmedi. hafızam beni yanıltmıyorsa aynı akşam başka bir konser daha vardı ofise varınca kontrol ederim. 'I FEEL GOOD' diyerek gittiği yerde keyfi yerindedir.
Evet evet şimdi hatırladım GNR Axl Rose Konseri vardı aynı akşam. Hatta eski GNR'ın hayranı olmama rağmen misyonunu tamamlamış bir Hard Rock Grubunun isimden para kazanılması fikrini hazmedemedigimden ona da gitmemiştim.
Pazar akşamı The Prestige adlı filme gittim. Hugh Jackman ve Christian Bale'in başrollerini paylaştığı film güzel vakit geçirmek için ideal bir film. Biraz sıkıcı anlar oluyor ama over all da ortalamanın epey üzerinde bir filmdi. 2006 yılının iki süper kahramanını bir arada oynatan filmden beklentileri iyi karşılıuyor doğrusu. Bu filmin konuk sanatçısı David Bowie Nikola Tesla Rolünde izleme fırsatı bulduk. Rol yeteneği tartışılır ancak benim aklıma gelen soru şu oldu; "Bu adam Vampir falan mı?" Bir insan geçen bunca seneye ragmen hiç mi yaşlanmaz kardeşim. Göz çevresine baktığımızda adamın bir seri estetik operasyon geçirdigine yada dogal olmayan bir sürece tabi oldugunu farkediyor insan ancak bu sürecin Vampirligie geçiş olması da ihtimallerden biri pekala. Biletleri Mybilet'den aldım online kesinlikle verimli bir hizmet. Haa 1 milyon hizmet bedeli almaları adil mi ? o tartışılır. Bence bu fiyat işlem başına çahrge edilecek bir bedel olmalı üstelik sayfa scriptlerinde problemler yaşıyorlar. Ama Biletix de bir zamanlar boyle idi şimdi ticketmaster oldu.

