- Posts tagged Memoirs
- Explore Memoirs on posterous
Bir film şeridi misali yaşam....
Derler ki insan ölüme yaklaştığında bütün hayatı gözlerinin önünden film şeridi gidi geçip gidermiş.Dün Akşam 19:00 civarlarında benimde bütün küçüklüğüm gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçiverdi. Tekrar altını çizerek söylüyorum gözlerimin önünden geçen çocukluğum du bugüne kadarki yaşamım değil. Öte yandan kız arkadaşıma sorarsanız 14 yaşında bir erkek çocuğun olgunluğa sahibim ama gözümün önünden geçen dönem okul öncesi çağa aitti. Dün akşam nihayet uzun bir zamandan sonra Aras Demirok ile şahsen tanışma şerefine nail oldum efendim. Benim bebeklik arkadaşım tatil (geyik değil gerçekten öyle ben ondan 14 gün önce doğmuşum ve ondan sonra yaklaşık 20 küsür sene kapı komşusu olarak yaşadık ki bunun hikayesi ayrı bir post konusu) için bir kaç günlüğüne Istanbula gelmiş bende burada oldukları süreden faydalanarak onları görmeye gittim. Aras Demirok, babasının bebekliğinin kopyası. Ilk gördüğümde altında bezi olmadan evin içinde koşuşturan bu minik insan evladını beni şoka soktu. Itiraf ediyorum bir an kendimi rüyada bebeklik hatıralarımı tekrar yaşıyor muşum gibi geldi. Altında bez yok takım taklavat ortalarda koşuştururken bir başka detaydan bahsetmek isterim, Aras ben gelmeden önce koca bir dilim kavun yemiş dolayısı ile arkadaş özgür Willy misali evin muhtelif yerlerine imza birakarak evde koşturuyordu. Bir ufak not Aras her ne kadar babasına şaşılacak derece de benziyor olsa da benim gibi eski tanıdıklar için bazı açılardan babannesini inaılmaz şekilde andırıyor. Gönül isterdi ki kendisi de aramızda oldun bu canavar torununu mincik mıncık mıncıklasın oynasın..... Aras Demirok ile yaşadığım deneyim ve benzerleri garip bir heyecan ve ardından süratli bir şekilde evlenip çocuk yapma dürtüsü uyandırıyor. Sonrasında eve gidip yanlız sessiz dağınık salonumdaki eski kırmızı kanepeye oturduktan 15 dakika sonra söz konusu dürtüden eser kalmıyor. İşte sorun bu bende balık hafızası var konsantrasyonumu devam ettirecek ve sonunu getirecek kadarbir konuya focus olamıyorum. bugün'kü post'a keyifli bir söz ile son verelim bakalım. "I only got seventh-grade education, but I have a doctorate in funk" - Müteveffa Funk şarkıcısı James Brown
1 Parça Anılar 9
Her şey sabah radyo kanalları arasında takıntılı saplantili bir şekilde akarken joy fm'de denk geldiğim şarkıyla başladı. BOAT 10 the river hemde orjinal styx versiyonu.Benim nesil ergenlik dönemini gerçekten bu şarkıyla ve bu şarkının içinde yer aldığı anılar 9 adli karma kasetle başlayıp sonlandırmıştır. Itiraf ediyorum çok avam ve klasik şarkı olmasına rağmen yüzüne bir tebessüm yerleştirmeye yetti.Nostaljik bir dönemdeyim. Bu cumartesi talaş böreği günü var yani Kadiköy Anadolu Lisesi mezunlar günü. Lezzetli olmaktan uzak garip bir talas böreğinı çakma 1 ayran eşliğinde gözden uzakta bir yerde atıştırır sonra 19 sene öncesine kadar ailemden çok görüştüğüm arkadaşlar ile anılar üzerinden bir tat 1 doku ve tebessüm gibi kısa hazlar yaşamayı umuyorum.Tabi bu zihinsel durum algıda o dönemin şarkılarına ları hassasiyet yarattı. Bak şu radyonun yaptıklarına en son ne zaman dört duvar (yani ev) arasında radyoda müzik programı dinledim hatırlamıyorum. Hoşuna giden şarkının albümünü komple internet'den indirmek gibi hayvansal tüketim alışkanlıkları geliştirdim. Eskiden para çok yoktu cd.ler dünyanın parasıydı mecburen albüm edinme konusunda bazı ön şartlar geliştirip kendimi frenliyordum. Bir albümün içinde hoşuma gidecek en az 3 şarkı olmalı bunlardan veya o albümdeki şarkılardan en az ikisi listelerde yer almış olması gerekiyordu.Radyo ile devam derken queen ve radio gaga adli şarkıdan bahsetmek gerek. Freddy mercury'nin hastasıyım ama radio gaga klibi özeldir güzeldirsıradışıdir en önemlisi tüm queen üyelerini hepsi olmayabilir ama freddy mercury'yı siyah mini etek pembe bir kayak veya bluz kısa kollu pek tabi ve siyah naylon çorapların altında yüksek topuklu ayakkabılar ile hatırlıyorum. Pos bıyıklarını da tabi. Klipten nefret mi etsem kahkahalarla gülerek keyfini mi çıkaran bilememiştim o zamanlar. Şöyle soyliyeyim transseksüel ile travesti arasındaki şarkı bilmiyordum. Hala da yetkin bir bilgim olur olmadığı tartışılır. Biz biz büyürken internet yoktu bilgisayarlar vardı bizden uzak bir gezegende onları kart delerek programlamaya çalışan adamlara saç baş yolduruzordu. Yani insan oğlu bir Porno denizinde yüzmüyordu. Porno materyale ulaşmak regüle edilmese bile hiç kolay değildi. Cahildik yani.Babam derdi ki İnbeligi bu ülkede ayıp bir şey olmaktan çıkaran Zeki Müren'dir. ZM ve tv'nin türkiyede yaygınlaşması. Bu ayrı bir teori ayrı bir post konusu----
Sent using a Sony Ericsson mobile phone
Hidiv kasrı'nda bir kahvaltı
Anne tarafından kuzenler buluştu berber bir kahvaltı yaptık. 3 nesil kuzen yiğen. Göl anahtar kelime. Kiminin adı kiminin soyadı kiminin anne kızlık soyadı. İşte size toplantının 3 nesil katılımcısı. Benim yeğen sayılır zira annesinin ilk banyosunu yaptırdıklarında oradaydım.
Geçmişten bir bakış
Dün Annemlerin evine çiçekleri sulamaya uğradım. Gerçekten suladığımın altını çizmek isterim. Kamer Genç ile aynı şekilde isimlendirsek dahi; arkasındaki motif tamamen farklı.
Evet o arada 2005 yılında Amerika ziyaretimden çektiğim resimlerin bir kısmını daha internete yüklemeye vakit buldum. İşte Connecticut'da Cheryl ve Ryker Richardson'ı ziyaret ettiğimde komşularının en küçük çocuğunun bir resmine denk geldim."Melez" kelimesini kullanırken içim bir türlü rahat etmiyor. Kötü bir kelimeymiş gibi geliyor. "Hybrid" desen daha bir hightech ayrımcı geliyor. Yaşayan varlıklar için kullanılmamalı belkide. Renklerde ayrım sadece takımların formalarında olmalı. Öte yandan kendi ayrımcılıklarım ve ırkçılığım olmadığını söyleyemiyorum. Malesef ikiyüzlü bir yaklaşımım var bu yazıda.
Nerde kalmıştık evet iki hane içersindeki toplam çocuk sayısı 10'a yaklaşmıştı. Amerikada banliyöde yaşayınca yapacak pek bir şey olmuyor bol bol çocuk yapmaktan başka diye bir varsayıma gitmemek içten bile değil.
Şimdi kocaman bir velet olmuştur diye düşünüyorum ama kesinlikle güzel bir velet olmuştur. Siz ne dersiniz?
Bir yerlerde bir saat var sanki ve sesi her geçen gün daha bir güçlü geliyor kulaklarıma!
Bir yer
Evet o arada 2005 yılında Amerika ziyaretimden çektiğim resimlerin bir kısmını daha internete yüklemeye vakit buldum. İşte Connecticut'da Cheryl ve Ryker Richardson'ı ziyaret ettiğimde komşularının en küçük çocuğunun bir resmine denk geldim."Melez" kelimesini kullanırken içim bir türlü rahat etmiyor. Kötü bir kelimeymiş gibi geliyor. "Hybrid" desen daha bir hightech ayrımcı geliyor. Yaşayan varlıklar için kullanılmamalı belkide. Renklerde ayrım sadece takımların formalarında olmalı. Öte yandan kendi ayrımcılıklarım ve ırkçılığım olmadığını söyleyemiyorum. Malesef ikiyüzlü bir yaklaşımım var bu yazıda.
Nerde kalmıştık evet iki hane içersindeki toplam çocuk sayısı 10'a yaklaşmıştı. Amerikada banliyöde yaşayınca yapacak pek bir şey olmuyor bol bol çocuk yapmaktan başka diye bir varsayıma gitmemek içten bile değil.
Şimdi kocaman bir velet olmuştur diye düşünüyorum ama kesinlikle güzel bir velet olmuştur. Siz ne dersiniz?
Bir yerlerde bir saat var sanki ve sesi her geçen gün daha bir güçlü geliyor kulaklarıma!
Bir yer
Batushkha Memoirs - Gogo
Not: Bu yazıya 28.05.2007 Tarihinde başlamışım sonra kaydedip bıraktım içim elvermedi düşünemedim tasavvur edemedim.
Bu biraz özel bir konu olacak. Yıllar geçtikçe aile sağlığı bozulmaya başlıyor. "Allah Sıralı Ölüm versin" diye bir temenni vardır.
Son bir kaç aydı aile büyüklerimizden biri geçirdiği by pass sonrası bilinci kapalı olarak bir yaşam mücadelesi içersinde. Gerçek adının pek önemi yok. Ben ve ailem için "Gogo" olarak hitap ettiğimiz insan.
Emekli Pilot Albay, 5 çocuk babası 5 çocuk dedesi. Bir adet de büyük torun sahibi. 85 yaşında aktif bir bilgisayar kullanıcısı. Kendine ait yaşam felsefesi bilimin üstünlüğü üzerinde kurulmuştur. Bilimle ve elektronik ile uğraşmaktan hiç çekinmez.
Isminin tanımı aşağıdaki gibi ve kişiliği ile kesinlikle çatışmayan bir isme sahip insandır kendisi. :
| Köken : | Ar. |
| Cinsiyet: | Erkek |
| Söyleyiş: | |
| Anlam | 1. Bilme, anlama. |
| 2. Kültür, ekin. | |
| 3. Tasavvufta evrenin sırlarını bilme gücü. |
29.06.2007 Neredeyse bir ay'ı geçmiş bu post'u kaydedeli. Bu arada Gogo'nun durumunda iyiye gidiş malesef yok. Bilinci hala kapalı ve yaşatmaya çalışıyorlar bazı alternatif çözümler ile. Hayatta kalsın diye doktorların uyguladıkları tedavileri bırakın burda paylaşmayı duymaya tahammülüm yok. Canım yanıyor adeta.
85 yaşında dünyayı tüm parametreleri ile güncel bir şekilde takip eden aktif hareketli bir insan. Önünde uzun yıllar olduğunu düşündürecek kadar sağlıklı gelen bir insan. Doktorlar'ın yorum 85 yaşında olmasına rağmen 65 yaşında bir insan'ın damar yapısına sahip dedikleri bir insan nasıl olur da ameliyat (by pass) sonrasında bilinci açılamaz. Yaşan komplikasyonları net bir şekilde akramammış olmaları da bu kişilerin bir ihmali olduğunu düşündürtüyor insana. Ama sevdiklerini bir kez emanet ettin mi yapacak fazla bir şey kalmıyor. Çaresizce emanet ettiğin insanların insanlığı, özeni cana verilmesi gereken değeri unutmamış olmaları için dua ediyorsun.
Özlüyorum diyemiyorum gidip de görecek gücüm var ama cesaretim yok. deciğim gibi hatıramdaki görünüşü o kadar zinde o kadar hayat dolu ki o halde görmek hem ona hem onu sevenlere haksızlık. Florance Nightingale Hastanesinde (Metropolitan olmayan) 'ne karşı inancım kalmamış olduğu ise başka bir gerçek. Emanete iyi bakamadılar üstelik de kendilerini kurtarmak için yaşam kalitesini bir sebzenin yaşam kalitesine indirgediler.
Öte yandan çok olmasa yaşam tecrübem de gördüm ki ecel ile ilgili tahminde bulunmak bile bile lades demektir. Birinin eceli veya yaşam süresi ile ilgili tahminde bulunduğunuz anda beklenmedik bir surpriz devreye girer ve hiç beklemediğiniz biri aranızdan ayrılmış olur. Hatta bu olaya bir iddia veya bahis gibi bakarsanız bu konudaki bahislerin hepsi kurulu bahisler kazanmaya şanşımız asla olmaz. Sürpriz faktörler her zaman ve vızır vızır etrafımızda dolaşıyor.
Size bir film önermek istedim şimdik. Seventh Seal bir şekilde ruh halimi düşünce şeklim hakkında bir fikir verebilir sizlere.
Batushkha Memoirs - Etli Karınca
Uzun zamandır tv de denk gelmiyorum. Sponge Bob öncesi RugRats diye bir çizgifilm vardı nick tv prodüksyonu 5 küçük velet ve onların hayalgücünde yaşadıkları maceralar hakkında eğlenceli program. İşte bu karakterlerin içinde altında bezle dolaşan koca kel kafalı kepçe kulaklı karakterin yaşlarında olduğum sıralarda bizim ev ufak 1 karınca istilasına uğramış. Bu arada bu tür istilada yuvayı tespit edip yuvanin önüne tuz döküp veya limon sıkmak karıncaların o çıkışı anında terketmelerine neden olur. konudan uzaklaştım yine 10 aylık falan olmalıyım konuşma ve yürüme yok sadece emekleme söz konusu. Evde serseri mayın gibi emeklerken küçük bir grup karınca ile karşılaşmış ve onlarin peşinden harekete geçiş yetiştiğinde en arkadaki karıncayi elime alıp kısa bir incelemenin ardından ağzıma atmışim. ve arkadan birer birer devam etmişim. Annem yetişene kadar 4 tane karıncayi ağzıma atmışım. Şimdi o kadar yıl sonra beni düşündüren karıncaları ağzıma atma nedenim ne olabilir.
- Açlık ve önüne geçilmez bir iştah durumu hakim olabilir. Pek iştahlı olduğumu soylemezler o zaman.
- Karıncalar ilginç gelmiş onları yanıma almak istemiş cebim olmamasından dolayı zarar vermeden taşıyıp emekleyebilecegim en uygun yer olarak orasini tespit etmiş ve bu tespitim ile ilgili harakete geçmem olabilir.
Osibisa Mandela
Nazan Öncel Şarkısı olan Beyoğlunda iki kelime. Mandela'yı bilirsiniz eski Güney Afrika Cumhurbaşkanı. Net olmak gerekirse 11. Güney Afrika Cumhurbaşkanı. Eskiden Apartheid diye bir kavram vardı. O dönemde biz bile Güney Afrikadaki düzene ve sisteme eleştirerek bakıyorduk. Irk Ayrımcılığının devlet politikası olarak uygulanmasına deniyordu. Osibisa Mandela ise o dönemlerde hapiste olan ANC (African National Congress) Lideri Mandela'nın serbest bırakılmasını isteyenlerin sesi olarak aklımda kalmış. Lisede okuduğumuz döneme denk geldiğinden okulda ingilizce dersinde Cry the Beloved Country adlı ayrımcılığı anlatan ve yeren bir kitap bile okumuştuk. Adamı taktir etmemek mümkün değil ayrımcılığa karşı silahlı mücadeleye giden ANC lideri olarak 27 sene hapis yatmış bir adam. Düşünmeye korkuyorum ama imralıdaki birisi ile bu adamı eş tutanlarda vardır dünyada. Bize yaklaşılarımna baktıkça bunun olasılığının yüksek olduğunu düşünüyorum. 1990 yılında serbest bıraktıktan sonra siyasi arenada faaliyetlerine devam etti. Netekim; Güney Afrika Cumhuriyeti ayrımcılığa son verdikten sonra ilk seçimlerde 1994 Cumhurbaşkanı seçildi Mandela ondan sonrasının pek bir önemi yok aslında. Benim Mandela deyince aklıma gelen 08 Nisan 1992 yılında Uluslararası Atatürk Barış Ödülü verileceği açıklandı ama Mandela "Türk hükümetine yönelik insan hakları ihlali suçlamaları" nedeni ile ödülü kabul etmediğini açıkladı. O zaman gücüme gitmişti doğrusu. Tabi insan hakları ihlali ile neyi kastettiklerinden pek haberdar olduğum da söylenemezdi. Öte yandan Terörle mücadele eden bir ülkeydik ve Amerikanın aksine mücadele etmek için dünyada terörist ülkeler arayıp kavga çıkartmak yerine kendi topraklarımızda mücadele ediyorduk. Hala da ediyoruz ama sanki o zaman biraz daha dik duruyorduk gibi geliyor bana. Görüyor musunuz sabah yolda dinlediğim bir şarkının bana düşündürdüklerini
Pictorial Memoirs from Batushkha
| Kirmizi Aile Albümünden bir kaç poz |
Batushkha Memoirs - Bebeklik Dönemi
Hala kişilsel anılarımı anlatabilecegim bölüme geçebilmiş değiliz ancak; her hafta biraz daha yaklaşıyoruz.
Yavrulama dönemini yaşayan her insan gibi hastahaneden çıkıştan sonraki dönem şüphesiz bebek sahibi olan bir çiftin yaşayacağı en mutsuz dönem olarak değerlendirilebilir. Bebek 9 ay ekmek elden su gölden Plasenta içindeki keyifli ortamı bırakarak kalan gelişimini daha açık ve savunması bir şekilde tamamlamak zorundadır. Yeni deneyimler yeni ihtiyaçlar ile karşılaşacak ve bunları nasıl dile getirmesi gerektiğine dair en ufak bir fikri olmayacak. Anne Baba laf anlamayan laf anlatamayan bir canlinin çok uzun süreler hayatta kalmasını sağlayacak konforu kendi konforlarından feragat ederek sağlamak yükümlülüğü altına girmiştir. Üstelik maksimum 5 dakikalık bir tutku anınını sonunda.
Zorlu bir geçiş dönemi sonunda adaptasyon tamamlanmış belli engeller aşılmış. Aksine çok basit olanlardan bir kaçı takılmış kalmış.
Süvari beye hakkını vermek lazım kriz anlarında panik insanı olmasına rağmen; günlük hayatta karşılaştığı sorunlar ve engeller ile ilgili pratik çözümler bulabilir. Bebek durumuna alışılmasından sonra uzun vade de kendilerine rahatlık sağlıyacak belli çözümleri bulup tespit etmiş ve uygulamaya koymuşlar.
Çocuk uyutmak bazen nasıl dert olur bilirsiniz. Evdekiler çocuk uykuya dalsın ve kesintisiz uyusun diye uyku saati geldiğinde hayatı agır çekimde ve sessizlikte yaşamaya çalışırlar. Süvari bey ise başlangıçtan itibaren bu engeli aşmak amacı ile çocuk uyurken odasında düşük sesle radyoyu açık bırakıp sese rağmen uyumaya alışmasını sağlamışlar.
Veya bebek batushkhanın mümkün olan en minim konforda uyuyabilmesini sağlamak onlara mobilite sağlayacağında uzerine gazete sayfası örterek uyumaya şartlamayı becermişler.
Benim şahsen hayal meyal hatırladığım biri daha var. Şükran ben doğmadan 4 ay önce köyden getirilmiş bakıcı kız henüz 13 yaşında. Annemin ifadesine göre eve gelmiş ve sterilazsyon prosedüründen geçirilmiş. Bitlerden ayıklanmış yeni kıyafetler alınmış ve banyo alışkanlıkları edindirilmiş. Çalışan bir kadın olan anneme süt izni süresince ve ondan sonra işe başladıktan sonra bebeğ bakmak ile görevli kişi. DGK doğup bir yaşına gelene kadar ailemizle kalmış Resimlerde de var kendisi. Daha sonra babası gelmiş evlendirecegim kızımı diyerek alıp gitmiş. 16 Yaşındaymış o zaman . Şimdi nerder nerelerde en ufak fikrimiz yok.
Hala var mı bilmiyorum ama bebeklerin eve hediye ile geldiklerine dair bir inanış var. Benim yanımda getirdigim hediye ise 57 ekran siyah beyaz philips televizyon. Uzun seneler kullandık kendisini. Hatta kendisi ile resimlerim bile var.
Batushkha'nın banyosu uzun dönem bir sorun olmuş. Anne, Baba çocuğu yıkarken düşüreceklerinden korktukları için bebeği yıkamak için Anne'nin teyzesinin Vatan Caddesinden gelmesini beklerlermiş. Teyze sıra sıra 5 çocuk doğurup yetiştirdiği için silahını gözü kapal söküp takan bir asker misali bebeğı yıkama güven ve becerisine sahip olması normal. İlk torunu yetiştirmek ve beslemek ayrıcalığını benimseyip eşinin kendi evinde 5 çocuğu olmasına rağmen taaa kızıltoprağa kadar gitmesine kızmasından dolayı gizlice gidip gelirmiş. 6 aylık oluncaya kadar teyze yıkamış beni. Ancak altı aydan sonra Annem benle duşa girip beraber yıkanmaya başlayabilmiş. Bu bilgi benim neden annesinin kuzusu biri olduğuma açıklık getiriyor sanırım.
Yetişkin bir yaşa gelinceye kadar da teyzenin anlamının "ananenin kız kardeşi " olduğunu zannederdim. Ezilmiş mamayı bıraktıktan sonra başka bir sorun ile karşılaşılmış. Yemek yemeği öğrenmişim ama lokmaları çiğnemeyi daha sonra öğretmek zorunda kalmışlar. Katı gıdalar başladıktan sonra gürbüz batushkha süratle kilo vermeye başlayıp cılız bir çocuk olmuş. Bu kriz anında da Teyzeye başvurulmuş. Beş çocuk annesi olan bir kimse olarak batushkhayı beslemek hatta çiğnemeyi öğretecek tekniklerden oluşan geniş bir repertuara sahipmiş kendisi. Annemin küçükken yemek yemeği reddettiği için ananemin yanağına çatal sapladığına dair aile efsaneleri evde hala dolaştığı için bu görev için Teyzemi tercih etmesi anlaşılabilir tabiki.
Gelelim bebekliğim ile ilgili diğer detaylara. Anne sütü ile beslenememden kaynaklanan Kalsiyum eksikliğinden (Tamamen rivayet tibbi olarak doğrluğu olmayabilri) süt dişlerimin çoğu çürüktü ama bundan utanacak kadar akıllı bii olmadığım için küçüklük resimlerimde sürekli batushkhayı ağzın kocaman açarak gülerken görebilirsiniz.
İlk çocuğun erkek olmasından kaynaklanan hayatimın bir döneminde benim için utanç kaynağı olabilecek pozlar çekmişler.
Dokuz aylıkken yürümeye başlamışım ancak kendi başıma ayağa kalkmayı öğrenmem daha uzun sürmüş. Zira ailede herkes ilk torunun nasıl yürüdüğünü görmek için sürekli ayaklarımın üstüne kalmam için yardım ediyorlarmış. Kendi kendime kalkmam mümkün olmadığı için yürümeyi öğrenmiş olmama rağmen bıraktıkları kaldığım için eyvah bir yere gitmese bari gibi bir endişe taşımamışlar.
Konuşmaya ise 1 yaşında cümle kurarak başladığıma dair rivayetler var. Beni tanıyanlar tarafından pek bir konuşkan insan olarak tanınmadığımı göz önünde bulundurursak bu beyan ne kadar gerçeği yansıtıyor pek net değil doğrusu.
Bu haftalıkta bu kadar haftaya şehir dışında olacağımdan memoirs a biraz ara vereceğim ama okul öncesi hayatıma başlıyor olacağım.
Yavrulama dönemini yaşayan her insan gibi hastahaneden çıkıştan sonraki dönem şüphesiz bebek sahibi olan bir çiftin yaşayacağı en mutsuz dönem olarak değerlendirilebilir. Bebek 9 ay ekmek elden su gölden Plasenta içindeki keyifli ortamı bırakarak kalan gelişimini daha açık ve savunması bir şekilde tamamlamak zorundadır. Yeni deneyimler yeni ihtiyaçlar ile karşılaşacak ve bunları nasıl dile getirmesi gerektiğine dair en ufak bir fikri olmayacak. Anne Baba laf anlamayan laf anlatamayan bir canlinin çok uzun süreler hayatta kalmasını sağlayacak konforu kendi konforlarından feragat ederek sağlamak yükümlülüğü altına girmiştir. Üstelik maksimum 5 dakikalık bir tutku anınını sonunda.
Zorlu bir geçiş dönemi sonunda adaptasyon tamamlanmış belli engeller aşılmış. Aksine çok basit olanlardan bir kaçı takılmış kalmış.
Süvari beye hakkını vermek lazım kriz anlarında panik insanı olmasına rağmen; günlük hayatta karşılaştığı sorunlar ve engeller ile ilgili pratik çözümler bulabilir. Bebek durumuna alışılmasından sonra uzun vade de kendilerine rahatlık sağlıyacak belli çözümleri bulup tespit etmiş ve uygulamaya koymuşlar.
Çocuk uyutmak bazen nasıl dert olur bilirsiniz. Evdekiler çocuk uykuya dalsın ve kesintisiz uyusun diye uyku saati geldiğinde hayatı agır çekimde ve sessizlikte yaşamaya çalışırlar. Süvari bey ise başlangıçtan itibaren bu engeli aşmak amacı ile çocuk uyurken odasında düşük sesle radyoyu açık bırakıp sese rağmen uyumaya alışmasını sağlamışlar.
Veya bebek batushkhanın mümkün olan en minim konforda uyuyabilmesini sağlamak onlara mobilite sağlayacağında uzerine gazete sayfası örterek uyumaya şartlamayı becermişler.
Benim şahsen hayal meyal hatırladığım biri daha var. Şükran ben doğmadan 4 ay önce köyden getirilmiş bakıcı kız henüz 13 yaşında. Annemin ifadesine göre eve gelmiş ve sterilazsyon prosedüründen geçirilmiş. Bitlerden ayıklanmış yeni kıyafetler alınmış ve banyo alışkanlıkları edindirilmiş. Çalışan bir kadın olan anneme süt izni süresince ve ondan sonra işe başladıktan sonra bebeğ bakmak ile görevli kişi. DGK doğup bir yaşına gelene kadar ailemizle kalmış Resimlerde de var kendisi. Daha sonra babası gelmiş evlendirecegim kızımı diyerek alıp gitmiş. 16 Yaşındaymış o zaman . Şimdi nerder nerelerde en ufak fikrimiz yok.
Hala var mı bilmiyorum ama bebeklerin eve hediye ile geldiklerine dair bir inanış var. Benim yanımda getirdigim hediye ise 57 ekran siyah beyaz philips televizyon. Uzun seneler kullandık kendisini. Hatta kendisi ile resimlerim bile var.
Batushkha'nın banyosu uzun dönem bir sorun olmuş. Anne, Baba çocuğu yıkarken düşüreceklerinden korktukları için bebeği yıkamak için Anne'nin teyzesinin Vatan Caddesinden gelmesini beklerlermiş. Teyze sıra sıra 5 çocuk doğurup yetiştirdiği için silahını gözü kapal söküp takan bir asker misali bebeğı yıkama güven ve becerisine sahip olması normal. İlk torunu yetiştirmek ve beslemek ayrıcalığını benimseyip eşinin kendi evinde 5 çocuğu olmasına rağmen taaa kızıltoprağa kadar gitmesine kızmasından dolayı gizlice gidip gelirmiş. 6 aylık oluncaya kadar teyze yıkamış beni. Ancak altı aydan sonra Annem benle duşa girip beraber yıkanmaya başlayabilmiş. Bu bilgi benim neden annesinin kuzusu biri olduğuma açıklık getiriyor sanırım.
Yetişkin bir yaşa gelinceye kadar da teyzenin anlamının "ananenin kız kardeşi " olduğunu zannederdim. Ezilmiş mamayı bıraktıktan sonra başka bir sorun ile karşılaşılmış. Yemek yemeği öğrenmişim ama lokmaları çiğnemeyi daha sonra öğretmek zorunda kalmışlar. Katı gıdalar başladıktan sonra gürbüz batushkha süratle kilo vermeye başlayıp cılız bir çocuk olmuş. Bu kriz anında da Teyzeye başvurulmuş. Beş çocuk annesi olan bir kimse olarak batushkhayı beslemek hatta çiğnemeyi öğretecek tekniklerden oluşan geniş bir repertuara sahipmiş kendisi. Annemin küçükken yemek yemeği reddettiği için ananemin yanağına çatal sapladığına dair aile efsaneleri evde hala dolaştığı için bu görev için Teyzemi tercih etmesi anlaşılabilir tabiki.
Gelelim bebekliğim ile ilgili diğer detaylara. Anne sütü ile beslenememden kaynaklanan Kalsiyum eksikliğinden (Tamamen rivayet tibbi olarak doğrluğu olmayabilri) süt dişlerimin çoğu çürüktü ama bundan utanacak kadar akıllı bii olmadığım için küçüklük resimlerimde sürekli batushkhayı ağzın kocaman açarak gülerken görebilirsiniz.
İlk çocuğun erkek olmasından kaynaklanan hayatimın bir döneminde benim için utanç kaynağı olabilecek pozlar çekmişler.
Dokuz aylıkken yürümeye başlamışım ancak kendi başıma ayağa kalkmayı öğrenmem daha uzun sürmüş. Zira ailede herkes ilk torunun nasıl yürüdüğünü görmek için sürekli ayaklarımın üstüne kalmam için yardım ediyorlarmış. Kendi kendime kalkmam mümkün olmadığı için yürümeyi öğrenmiş olmama rağmen bıraktıkları kaldığım için eyvah bir yere gitmese bari gibi bir endişe taşımamışlar.
Konuşmaya ise 1 yaşında cümle kurarak başladığıma dair rivayetler var. Beni tanıyanlar tarafından pek bir konuşkan insan olarak tanınmadığımı göz önünde bulundurursak bu beyan ne kadar gerçeği yansıtıyor pek net değil doğrusu.
Bu haftalıkta bu kadar haftaya şehir dışında olacağımdan memoirs a biraz ara vereceğim ama okul öncesi hayatıma başlıyor olacağım.

