Leyleklerin Göçleri, Anadolu ve İstanbul;

Herkesin bildiği gibi leylekler bir tür göçmen kuştur. Ülkemiz semalarında görülmeleri yaz mevsiminin geldiğinin işareti olarak kabul edilir. Her sene onbinlerce Leylek güney yarım küreden Afrika üzerinden Avrupa’ya doğru göç eder.
Media_httpfarm1static_tagnu

İngiltere tarihinin önemli kraliçelerinden Victora’yla aynı adı taşıyan Gölden başlayan yolculukları büyük Rift vadisini geçip Nil boyunca devam ettikten sonra Sina Çölü, Lübnan ve Anadolu’ya varırlar.

Anadolu bizim için güçlü bir anlam ifade etse de Batı medeniyetleri için bu zamanda bile çoğu zaman Küçük Asya olarak bahsi geçer. Haritadan baktığınızda Avrupa’yı Asya’ya bağlayan bir köprü gibidir Yarımada görüntüsüyle. Avrupa’ya çok yakın olsa da arasında bir değil birkaç deniz yüzünden kavuşması mümkün olmayan iki aşık gibiler. Öbür tarafta ise et tırnaktan ayrılır mı diyen farklı dünyalara ait kan bağı bırakamadığı eski bir hayat kan bağı gibi durur Mezopotamya ve Asya.

Harikulade bereketli topraklara sahiptir Küçük Asya. Üzerinde binlerce yıldır umarsızca yaşaya insanlara rağmen. Naz yapmadan besler hepsini suyu boldur.

Göç eden Leylekler birkaç gruba ayrılır Anadolu’ya vardıktan sonra. Bir grup direkt Kuzeye Karadeniz sahillerine doğru devam eder. Bir diğer grupsa doğuya Van Gölünün üzerinden Ağrı Dağının eteklerine kadar giderler. İlginç geldi fark ettiğimde, bu grup leyleğin yolculuğun başladığı nokta da o coğrafyanın en büyük gölüdür, Ağrı dağının eteklerine giderken üzerinden geçtikleri Van gölü gibi. Bir de Görkemli Ağrı dağı vardır. Nuh Peygamberin gemisine Tufan’dan sonra kucak açmış yüce dağdır o. Gemiden arta kalan malzemelerle ilk Aşurenin yapıldığı topraklar. Yüz yıllardır Türkü, Ermeni’si, Kürdü vazgeçemez ondan sınırları içinde görmek ister mücadele eder dururlar.

Diğer bir grupta batıya döner yüzünü Ege bölgesine İstanbul’a oradan da Avrupa’ya geçerler. İstanbul semalarına pek yakışır Leylekler. Klasik bir kuştur Leylek İstanbul gibi binlerce yıllık hatıraların yer aldığı şehirde çok keyiflidir onları yuvalarında görmek.

Artık kış geldi Leylekler çoktan çıktılar yola. Hatta varmışlardır bile güneyde yazı yaşamaya başlayan ülkelere. Nereden geldi bu aklıma şimdi diye sorarsanız? Güzel bir gündü bu Pazar günü Yaz Mevsiminden bir hatıra o hatırlattı diyebiliriz.

Media_httpimgzemantac_ojiiv

Tırmalayan Hurmalar

Uzun zamandır yazmıyorum. Yani buraya dolayısı ile yazacak çok konum olması lazım değil mi? Yanlışşşş bir numaram yok. Sadece eleştirel moddayım ona paralel olarak bir kaç konu hakkında ahkam keseyim.

Bugün beni gelelim tırmalayan hurmaların neler olduğuna. Biri bana internette yazı yazarak para kazanılabileceğini bundan 10 sene evvel söylemiş olsaydı ve bende buna inanmış olsaydım şu anda bu ofis katında değil bahamalarda sahile inmeden önce günde 4 saat çalışarak yaşıyor olabilirdim. Ama o zaman google adsense gibi kavramlar bulunmuyordu hayatımızda. Resmen Yahoo!'yu kullanıyordum internette bir konu hakkında arama yapmak için. Sonra bir altavista çıktı ve kayboldu. Sonra google geldi ve internet bir türlü eskisi gibi olmadı.

Karayiplerden bahsetmişken bugün bir haber okudum. Kim olduklarını açıklamayan bir grup sualtı arkeologu Karayiplerde yerini açıklamadıkları bir lokasyonda kayıp kıta Atlatis'e ait olduklarını iddia ettikleri bir yerin uydu görüntülerini paylaşmışlar. Bu isimlerini ve keşiflerinin bulunduğu lokasyonu açıklamayan ancak uydu fotoraflarını paylaşan grup çalışmalarına devam edebilmek için kaynak toparlamaya çalışıyorlarmış. Resimlerde Piramitlerden bile önce inşa edildiğini iddia ettikleri bir priamidi de eğer dikkatli ve gerçekten inanarak bakarsanız seçebiliyorsunuz.

Şu yaşanılan global kriz ve Türkiye gibi bir ülkede doğup büyümenin verdiği deneyimden yola çıkarak, (bkz. oktar babuna vakkası)  bu haber hakkında şunu söyleyebilirim. Bu birilerini sağlam dolandırmak için hazırlanmış bir düzenin amacından çok fazla yaygınlaşmasından farklı bir şey olamaz. Atlantis ile ilgili önüme çıkan her görsel ve yazılı içeriğe bir şans vermiş biri olarak bunun yakında bizim gazetlerde ve haber bültenlerinde de çıkacağını düşünüyorum. Belki çıkmıştır bile ama bunun üzerine yapılacak geyikleri merak etmekle beraber asıl meraklarım kerizlerin üzerine olacak.


Visit msnbc.com for breaking news, world news, and news about the economy

When Nothing Else Matters

Media_httpstylemensty_igxvt

Nothing Else Matters is a great Metallica Song. Inspite of the years that passed by
Metallica is still an excellent band. What do I know I'm just an old guy almost Forty.

Metallica as a Rock band was once what google is now in Internet.

Rose McGowan is an actress pale as death but damn hot.

Mike Tyson is... Well I actually do not know what the hell is. Once as world heavy weight champion a sore loser and a third world country celebrity and currently a daddy in grief (due to the loss of his daughter in a tragic but an interesting accident) .

Carrie , Stephen King ve rastgele düşünceler

Media_http3bpblogspot_sygfs
Stephen King'i bilmeyen kalmamıştır heralde. Hani şu korku romanları ençok filme uyarlanan amerikalı roman (korku) yazarı. Stephen King söz konusu olduğunda kendisini 45 - 50 yaşlarında hayal ediyorum. Öte yandan içimdeki saati (yanlış anlaşılma olmasın biyolojik saatimden bahsediyorum saati fiziksel olarak bir tek kolumda taşıyorum... ) dinlediğimde yaşının en az 60 olması gerektiği yönünde bir his beliriyor. Hemen google'dan kontrol ediyoruz.... evet biyolojik saatim doğru adam 62 yaşından gün almaya başlamış. Yani biyolojik saatim haklı çıktı.

Roman Yazarların ölümsüzlük ile iglili takıntıları var sanırım bin yaşına da gelseler kitaplarının arkasına hep olgunluk dönemine ait resimlerini yani yaşlılığın etkisini göstermeye başlamadan hemen önceki resimlerini koyuyorlar. Buda yazarların yaşlarıyla ile ilgili yanlış algılamalara neden oluyor.

Bir başka yazar Micheal Crichton'da (hani şu meşhur Jurassic Park'ın son onbeş küsur senedir devam eden ER adlı dizinin yazarı ve yaratıcısı da bir tarafında kıllar ağırmasına rağmen 30 yılların sonunda çektiği resimlerini kullanıyor kitaplarının arkasında. Ama başlıktada adı geçen yazar kendisi değil dolayısıyla konudan çok uzaklaşmayalım.

Carrie Stephen King'in ilk eserlerinden belki de birincisi wikiden kontrol ediyoruz...... Evet, onu meşhur eden ilk eseri olarak tanımalamızın bir sakıncası yok.

1976 yapımı Brian De Palma filmi. Filmin başrolünde Sissy Spacek var. Film telekinetik güçlere sahip insanlar ile iletişimi çok gelişmemiş bir genç kızın lise son sınıfta arkadaşlarının hor davranışlarına mazur kalıp en sonunda mezuniyet balosunda arkadaşları eşşeğin kulağına su kaçırınca kafayı sıyırıp güçleriyle hepsinin ebe ve muhtelif aile fertlerini bellemesinin hikayesi.

Kitabı okumadım filmi seyrettim ona dayanarak konuşacağım. Aslına bakarsanız filmin önemli bir kısmı Carrie adlı mazlum kıza arkadaşlarının ne kadar kötü davrandığını duygularıyla oynadığını anlatarak geçiyor.

Öyle ki, filmin sonunda "tamam kız milletin ebesini ve diğer aile fertlerini belledi ama" kızla kafayı sıyırma aşamasına getirene dek haketmediler mi?" diye düşünüyor insan. Ortada suç var ceza var suçun cezaya ait olmadığını düşünenler varsa bile tereddütteler....

Lisede insan hakikatten acımasız olabiliyor. Geriye dönüp baktığımızda yıllarca aynı sınıfı paylaştığın bazı insankarın hayatını kararttığımızı yıllar sonra farkettim. Bir pişmanlık tabi mevcut ama bunu farketmem onlarca yıl geçmesi gerekti.

Romanların konularının yazarlarının yaşamlarından kısmen etkilendiklerine inanırım. Stephen King'in resimlerine baktığımda da Lise'nin en popüler kişisi olduğu yönünde bir tahmin de bulunamayacağım. Hazır havamdayken tahminlerime devam ederek, çok yüksek ihtimalle yazarın kendisi de lise hayatı boyunca sosyal olarak dışlanmış ve eşşek şakalarına maruz kalmış gibi geldi bana.. işte böyle bir şey....

Yazarın filme uyarlanan iki filmi ile ilgili net hatıralarım var. Bunlardan biri Carrie diğeri Kujo iki filmede de yaşım korku filmi seyretmek küçük olduğu gerekçesiyle götürülmemiştim. Carrie'yi daha sonra TV'de seyrettim ama Kujo'yu bu tarihe kadar hala seyretmiş değilim.

Dünya tatlısı bir St. Bernard'ın kuduz bir ölüm makinesine dönmesini seyretmiş olsaydım 1993 yılında SwissHotel Bosphorus 'da yapılan üniversite mezuniyet balosunda Otelin o dönemki genel müdürüne ait St. Bernard'lara saldırıp mıncıklamam mümkün olmazdı heralde.

Heey gidi günler heyyyyyy.

Evlilik, Gelin Gelinlik ve birazcık Damat

Media_http1bpblogspot_dbesp
Evlilik öncesi bir hayat olup olmadığını daha önce burada irdelemiştim. Hiç evlenmemiş biri olarak birinci elden deneyimim olmadığı bu konuda ahkam kesme cesaretini nereden alıyorum ? Kim bilir?

Evlilik kurumu normal şartlar altında biri erkek biri dişi den oluşan iki kişinin kendilerince geçerli sebeplerden dolayı beraber yaşamaya karar verip belediyeye bildirmelerine deniyor. Evlenen iki kişi yeni bir varlık oluşturuyor ve yaşama o devam ediyor.

Gelin ise kız arkadaş statüsünden ile karı statüsüne geçiş arasındaki zaman dilimidir. Kadınların evlilik sürecine geçiş sırasında geçirdikleri bir metamorfoz dönemil. Tırtılın kelebek olmadan önce kendini ipek kozasının içine sokması gibi.

Belki de bu sebepten gelinlik denilen kıyafetlerin temel malzemeleri beyaz kabarık dantel içeriyor olabilir. Koza'yı andırdığı içinbir belki kimbilir.

Gelinlerden bahsetmişken "Bütün gelinler güzeldir" demek adettendir o

Media_http1bpblogspot_fdpck
yüzden adeti bozmayalım. Gerçekte ise bu fikre kesinlikle katılmıyorum. Bir kısım gelinler güzeldir. Bütün gelinler güzeldir gibi bir genelleme belki Ukrayna için geçerli olabilir.

Acımasız olacak belki ama evlenmek isteyen kilolu kadınların gelinlik giyip üstüne üstlük düğün işine girip düğünde boy göstermesi çok itici geliyor. Tabiki şişmanlarda evlenmelidir. Onlarında mutlu olmaya hakkı var ancak bence düğün yapmak ve insanlarla bu anlarını paylaşmak istemeden önce bir kere daha düşünmeye zorlamalılar kendilerini.

Nişan, düğün, dernek bunlar mürüvet olayı. Anneler babalar görmek istiyorlar işte ne yapacaksın haksızda değiller. Kızlara da çok küçük yaştan itibaren gelin olmak matah bir şeymiş gibi empoze edilince şişman olsun olmasın bütün kızlar gelin olmak istiyorlar.

Gelin olmak istiyorlar derken o beyaz fırfırlı telli dantelli kıyafeti giyip, gelin makyajı, gelin saçı yaptırmak. Bütün bu hazırlıklarının ardından yüksek çözünülürlükte aşklarını düm dünyaya ilan ettiklerini gösteren bir sürü resim çektirmek sonrada kendisine çevre belediye'nin başkanı tarafından nikah memurunun sorduğu soruya yüksek bir perde de evet diye cevap vermek.

Erkek çocukları da sünnet, mürüvet ayağına yazları salak saçma prens'den çok saray soytarısı kıvamında görmüyor muyuz?

Kimilerine göre evlilik; çiftlerin beraber yaşayıp gönüllerince sevişip çoluk çocuğa gireceklerini belediye'ye bildirmelerinden ibaret.

Evlilik konusunda katlanamadığım bir şey varsa o da gelin damat halayı / oyunu denilen boşnaklardan araklanan bir çeşit halay. Biz trakyalıyız, diyip bu işe kalkışan çok. Aslen trakyalı olmadığı halde kalkışanların sayısı hiç de az değil. İki sağa bir sola eğil kalk elleri şaklat kıvamında bir seri hareketten oluşan bu Boşnak folk dansından tiksiniyorum. Bu tür eylemlerin içinde aktif olarak yer alan tanıdıkları da şiddetle kınıyorum.

Damat ile söylenecek fazla bir şey yok. Şemsiyenin girdikten sonra açılabildiği az sayıda örnekten biridir damat. Kaderine razıdır. İmzayı atana kadar..........

Kara Çarşaf ve Altı Ok

Gündemi geriden takip ediyorum. Her şeyi geriden takip eder oldum. Bu arada süpper acayip fikirler üretiyorum. Ama gündemi geriden takip ediyorum.

Geçtiğimiz gündeme baktığımda kıyametin koptuğu en büyük konu CHP'nin aralarında türbanlı ve çarşaflı kadınların yer aldığı bir yeni üye merasimi söz konusu.

Türban ile ilgili görüşlerim belli Altı kaval üstü şişhane dolaşan bir sürü türbanlı kadın var ortalıkta. Türban ve G-string'in uyumsuzluğunu internet kullanan bir çok kişi denk gelmiştir. Sonra da Türbanı din için takıyoruz siyasi simge için demesinler.

Ben şahsen kendim başörtüsü ile Türban'ın ayrımını net olarak yapabilirken. CHP'nin bu iki kavramın arasına tartışmasız olarak Atatürk ilke ve inkilaplarıyla çatışan Çarşaf'ı dahil etmesini kaldıramıyorum doğrusu. Hani mahkeme kararı çıkartı beni bloklamayacaklarını veya mahkemeye vermelerinden çekinmesem. (İnanın bana kimselerle mahkemelik olmamaya dikkat etmemin arkasında önemli ve haklı sebeplerim var) Sinkaflı küfür ederdim.

Ulu önder Atatürk gitmiş kıyafet devrimi diye bir şey çıkarmış. Kara çarşafı cübbeyi yasa ile insanların hayatından çıkarmış sen gidiyorsun kara çarşafa CHP rozeti takıyorsun. Sonrada Atatürk'ün partisi olmaktan Altı ok'tan bahsediyorsun. Geceleri o altı ok vicdanına batmadan nasıl uyuyabiliyorsun.

Diş ve Ağız Hijyeni üzerine

Media_http4bpblogspot_pfgip
Jan janlı gereçler her erkeğin kanına girmeye hazır sinsi bir virüs gibi.

Kadınların benzer modelden birden çok fazla ayakkabı sahibi olması gibi bunun da mantıklı bir açıklaması yok. Birkere kafaya kondu mu alınıp bir kenara konması şart araçlar vardır. Mesela iki tane elektirikli diş fırçası var evde bir tanesinin kullanmıyorum ama duruyor hala


Diş fırçası ve ağıziçi hijyeninden bahsedersek bugün internet üzerinden rssleri takip ederken, rastladım diş fırçaları için ultra viyole dezenfektan.

Diş fırçasını kullanıyorsunuz sonra temizleyip içine yerleştiriyorsunuz ve alet ultraviole ışınlarıyla sterilize ediyor. Süpper değil mi? İlk başta çok beğendiğimi itiraf etmeliyim ama sonra sigara tiryakisinin sigara içtikten sonra dış fırçasını ultraviyole ışınlar ile sterilize etmesinin ne anlamı var diye düşünüverdim. Bunun yerine 2 ayda bir diş fırçalarını yenilemeye devam etmeye kararverdim. Eğer diş fırçanızı evde beraber yaşadığınız biri ile paylaşmıyorsanız ultraviyole ışınlı diş fırçası steril aletine pej ihtiyacını olmaz diye düşünüyorum.

Haa meraklısı vardır mutlaka buyrun buradan baksın. ....

Ürünün orjinal adı: Zapi UV Toothbrush Sanitizer

Arkadaş için Neden yaptın partisi

Media_http3bpblogspot_mxmgz
Istanbulda günlerin ne kadar gri başlayıp gri devam edip bittiğin farkında mısınız?
Şehre sonbahar geldiğinde gökyüzündeki mavilik yerini iç karartıcı bir griliğe bırakıyor.

Mobil feysbuk çıktı mertlik bozuldu
Binlerce gündür görmediğim üniversite yıllarından tanıdığım bir arkadaşımı geçen hafta telefonlar taciz etmiştim. Hatun kişi ben onun telefonunu ısrarla çaldırdığım sırada Ingiltere'de bir toplantıdaymış. Feysbuk'tan mesaj atti ingiltere doplantıdayım diye. Kardeşim niye sms göndermezsin de feysbuk mobilden mesajlarsın. Roaming maliyetini bıraktım login ol mesaj gönder daha zor degil mi?

Cep telefonu çıkıp yaygınlaştıktan sonra otellerin telefon gelirlerinde büyük düşüşler yaşadığını biliyor muydunuz? Insanlar seyehat ile ilgili sevdiklerini bilgilendirmeye çalışırken otellerde çatır çatır ceplerini dolduruyordu. Sonra ne oldu cep telefonu çıktı herkes istediğini istediği yerden aramaya mesaj göndermeye başladı.

Şu anda oteller odalardaki mini barlar ve buradan yapılan tüketimi sonucu düdüklenen müşterilerde benzer bir turizm kucak organizasyonlardan biri.

Neyse arkadaşla bu hafta görüşme ayarlamaya çalıştık ama ikimizde programları senkronize edemedince haftaya kaldı. Senkronizasyon sorunları arasında yeni nişanlanan bir arkadaşı için "Neden Yaptın Partisi" organize etmeleriydi.

Evlilik kurumunu hayatının bir parçası haline getirmeye çalışan arkadaşları tanıdıkları uyarmayı yıllar önce bıraktım. Bazen değer verdiğin insanları bırakman gerekir gitsin yapması gereken hatayı yapsın diye. Gitsin istiyorsa aynı hatayı tekrar tekrar yapsın. O yüzden artık neden yaptın partis bekarlığa veda partisi evliliğe hoşgeldin partisi beni cezbetmiyor.

Tüm bu partilerin yerine evde kendi alternatif partimi yapıyorum. Benim alternatif partimin dı biraz uzun "Ne bok yersen ye! Bana mı sordun? Tohumuna para mı saydım" partisi diyorum kısaca....

Mevsimlerden Şikayet Etmek

Media_http2bpblogspot_makdd
Yaz bitti alenen sonbahara girmiş bulunuyoruz. Her yaşın olduğu gibi her mevsimin de bir güzelliği vardır demiş belki atalarımız belki filozoflar belki de din büyükleri hatırlamıyorum . Ama biz bu güzellikleri keşfetmeye çalışmak yerine her mevsimin rahatsız eden koşullarından şikayet eder dururuz. Bunun ne kadar yanlış bir şey olduğunu söyleyip sevgi kelebeği kıvamında öğütler vermeyeceğim zira mevsimsel şikayetlerden başka bir konuya gireceğim o yüzden açtım bu konuyu.

Yazın bunaltıcı sıcaklarının yanı sıra düğün dernek mevsimi olmasından şikayet ederiz. O nikaha bir çeğrek bu düğüne bir yarım götüre götüre belimizi bükerler o mutlu günlerini bizimle paylaşmak üzere masrafa girip davetiye bastırıp davet eden arkadaşlarımız.

Sonbaharın sıkıntısı ise iki ara bir derede karaktersiz bir şey olmasından kaynaklanır. Havalar bir türlü serinlemez ulan bitmedi şu yaz deriz.

Havalar serinler yağmurlarıda beraberinde getirir ülke çapında su basmaları yaşanır şikayet ederiz.
Aslında tüm yaz boyunca belediye işçileri yatmıştır. Yollardaki mazgalları giderleri logar kapaklarını açıp yapmaları gereken temizliği yapmadıkları için yağmur suyu gidecek yer bulamaz sokakları sel basar can ve mal kaybına neden olur.

Su akar Türk bakar diye bir kitap vardı. Şimdi yazarını hatırlayamadım üç tarafı denizler ile çevrili ülkemizde denizin sağladığı imkanlardan nasıl faydalanamadığımızı anlatıyordu yanlış hatırlamıyorsam.

Su aktıkça bizlerin baka kaldığı doğru ama burda bir süreç var suyun akış yolunda bir engel çıktığında hiç bir allahın kuluda şu engeli ortadan kaldırayım demez etrafı su basana kadar bakar bakar bakar.....

Bu sonbahar benim için mevsimle gelen yeni bir sıkıntı kaynağı çıktı ortaya. Arkadaşlar ve onların özel günleri. Arkadaşlar önemlidir onların hayatlarındaki önemli günler sizleri için de önemli günler olmalıdır. En azından öyle olduklarının izlenimi verilmelidir.

Şebnem Ferah'ın sigara isimli şarkısının sözlerinde de denildiği gibi;

İyi dostlar biriktirdim,
Hepsi ailem oldu
Küçük bir aşk yetiştirdim,
Düzene yenik düştü

Aşk meşk düzene yenik düştü kısmını bir kenara bırakırsak güzel sözler bunlar. Hakikatten elimde kalan dostlarımın iyi bir tasarruf olduğuna inanıyorum.

Dolayısıyla onların mutlu günlerine bana ne kadar ızdırap verse dahi katılmaya çalışıyorum.

Dünya Borsaları düşüşte

Media_http1bpblogspot_cbeaj
Kriz nedeniyle bütün dünya borsaları düştü peki ne kadar düştü? Bunu hesaplamak ile uğraşmadım ama yardım aldım. Bugün onlline alışverişin devi Amazon'u ziyaret ettiyseniz sizde aynı yardımla karşılaşmışsınızdır. Anlayan sivrisinek saz anlamayana davul zurna az. Belkide tuhaf bir tesadüftür kim bilir?