Vampirler Hakkında Neler Biliyorsunuz? İşte Vampirler Hakkında bilmek istemedikleriniz

Alacakaranlık Serisinin yarattığı çılgınlıktan ülkem gençliği de nasibini aldı. Yaşı kırklara dayanmış biri olarak Vampirizm’e merakım bu dönemin daha öncesinde başlam
Media_httpt0gstaticco_zxgoq
ıştır. Benim , merak sardığım dönemde Angel, Buffy, Spike vardı. Edward, Bella ikilisinin esamesi okunmuyordu. Halk arasında kullanılan avam bir tabir olsa da tekrar etmek isterim; Edward ve Bella babalarının yediği portakalda vitamin değildi. Kızların Twilight efsanesi’ne neden bu kadar düşkün olduğu konusunda bir teorim var ama ona başka bir gün değinirim bugün öncelikli amacım Vampirler hakkında çok bilinmeyen ve ilginç bir şekilde gurur duyduğumuz Osmanlı Tarihi ile de ilgili bilgiler.

“Vampir” ile aynı anlamda kullanılan bazı kelimelere bakalım önce. Vampyre, Nosferatu, Drakula. Vampirleri biraz mitolojik biraz da folklorik varlıklar olarak kabul edebiliriz. Vampyre kelimenin genel kullanıma biraz daha Latince etkisi ve karizma getirmek için kullanılıyor günümüz popüler kültüründe.

Wikipedi’ye göre Nosferatu; Yunanca “nosophoros”, veba taşıyıcı kelimesinden gelir. Ancak bizim konumuzla ilgili olarak aynı zamanda Nosferatu doğuştan vampir olanlara verilen isimdir. Veba, dünya üzerindeki insan nüfüsuna insanlık tarihinde en büyük savaşlardan daha fazla bir zarar vermiştir. Veba’nın insan nüfusunu kırıp geçirdiği bu hastalığa neyin neden olduğu anlaşılamadığından Vampir saldırısı sonucu ölen kişilerin bir çeşit salgın hastalıkla ilişkilendirilmesi Vampirler ile ilgili yaptığım araştırmada sık sık karşıma çıktı.

Günümüzde ise Vampirler ile ilişkilendirilen bir başka isim ise (Edward’dan sonra) hiç şüphesiz Drakula’dır. Benim bugünkü yazımın önemli bir kısmı da bu isimle ilgili çok (en azından ülkemizde) bilinmediğine inandığım konular hakkında olacak.

Dracula hakkında Vampirler’e ilgi duyan kişiler için temel genel kültür olarak kabul edilebilecek bu öncelikli bilgilere geçmeden önce altını çizmek istediğim bir konu var. Bu satırlarda bahsedeceğim konular hakkında haberiniz yoksa Vampirlerle ilginiz falan yok. İlginiz büyük ihtimalle gümüş gibi parıltılar saçan teni ile yakışıklı ve hiç yaşlanmayacak anlamsız romantik Twilight kahramanı Edward’a karşıdır. Durum buysa kötü haberi ilk benden duyun. Gerçek hayatta böylesine romantik bir karşı cinse rastlama ihtimaliniz bir Vampire rastlama ihtimalinizden daha düşüktür.

Drakula Vampirlerin en meşhurudur. Braham Stoker’ın 1897 yılında yayınladığı “Dracula” adlı romanı ile bu ününe kavuşmuştur. Ünlü Yönetmen Francis Ford Copolla tarafından 1992 yılında aynı isimle “Braham Stocker’s Dracula” kitabın aslına oldukça sağdık kalınarak çekilmiş bir film vardır. Gayet başarılı olarak hafızama yer etmiş bu filmi daha önce seyretmemiş olanlar için mutlaka bir kez seyretmelerini öneririm. Kitabın ismini aldığı karakter Dracula olarak da bilir. Kendisi Karpat dağlarında Transilvanya sınırındaki kalesinde yaşayan bir konttur.

Media_httpuploadwikim_dfiih
Günümüzde popüler vampir edebiyatında oldukça sık bahsi geçen Kont Drakula III. Vlad Dracul isimli gerçek tarihsel bir karaktere dayandırılmıştır. 1456- 1476 yılları arasında Osmanlı imparatorluğunun sınırları içersinde bulunan Eflak Boğdan bölgesinde Eflak Prensliği yapmıştır. Tarihte ismi Vlad Tepes olarak da geçer. Ama biz kendisini Kazıklı Voyvoda olarak okumuşuzdur tarih kitaplarında. 20.000’e yakın Türk’ü kazığa oturttuğu geçen yüzyıllara rağmen günümüzde bile çok sıra dışı işkence teknikleri kullandığı söylenir. Bu nedenle Drakula efsanesine esin kaynağı olmuştur.

Vlad Tepes babası tarafından Osmanlılara imparatorluğa sadakatinin bir garantisi olarak 1442 1448 tarihleri arasında rehine verilmiştir. 11 yaşından 17 yaşına kadar Osmanlılar

arasında geçirdiği bu dönem daha sonraki Yıllarda Eflak Prensliği yaptığı ve Osmanlı İmparatorluğuna karşı ayaklandığı dönemde uyguladığı vahşeti öğrendiği dönem olarak bahsedilmiştir Elizabeth Kostova’nın The Historian adlı romanında. Şimdi bu iddia’ya itiraz edecek olanlar vardır aranızda ama Osmanlı İmparatorluğu’nun saygıdeğer rehinesi olarak bir eli bir balda bir eli yağda yaşamış olsaydı kendisine tarihe geçiren şiddete nasıl yatkın olabilirdi ki? Osmanlı Askerlerine ve tebaasına karşı kazığa oturtma, elçilerin kavuklarını kafalarına çivi ile çakmak, vebalıları Osmanlıların içine karışmaya zorlamak (bu tekniği ilk biyolojik savaş örneği kabul edebiliriz) bu kadar şiddet dolu yöntemler uygulamasını neye dayandırabiliriz. Kimden öğrendi sizce kazığa oturtma işlemini?

Henüz fark etmeyenler için bir ufak not. Vlad Tepes’in Osmanlı himayesinde geçirdiği altı sene boyunca ev sahibi Osmanlı Sultanı, İkinci Mehmet veya diğer adıyla Fatih Sultan Mehmet’tir. Bizim için böyle önemli bir tarihsel figürün yanında karakterinin gelişimi için en önemli bir dönemi geçirip Osmanlı Hükümdarlığından b

Media_httpuploadwikim_bvfav
u kadar nefret etmesinin nedenlerinin neler olabileceğini düşünüyor insan.

Günümüzde popüler kültürde dikkat çeken ürünlerden bir başkası da Harry Potter serisidir. Harry Potter serisinden hatırlarsınız kötü kalpli Lord Voldemort ile mücadele için kurulan bir Order of Phoenix veya Türkçe adıyla Zümrüdü Anka Yoldaşlığı vardır. Bu tamamen hayali bir yoldaşlıkken bu yoldaşlığın asıl esinlendiği bir başka gerçek yoldaşlıktan bahsetmek istiyorum. “Order Of Dragon” yani Ejder Yoldaşlığı. Bir amaç için toplanmış gizli bir topluluktur Ejder Yoldaşlığı. 1408 yılında Macar Kralı tarafından kurulmuştur ama Almanya ve İtalyada yeşermiş büyümüş serpilmiştir. Yoldaşlığın kuruluş amacı Kutsal Haç’ı korumak ve Hristiyanlığın düşmanları (özellikle de Türkler) ile mücadele etmektir. Elizabeth Kostova’nın romanında Fatih’in Doğu Roma imparatorluğunun başkenti olan Constantinapol’ü ele geçirmesinin ardından Ejder Yoldaşlığının bir numaralı hedefi haline geldiği ve Fatih Sultan Mehmet’in de bu yoldaşlığı yok etmeyi öncelikli hedefleri içersine alarak karşı bir yoldaşlık kurmuş olduğundan bahseder. Kazıklı Voyvoda Vlad Tepeş’de bu yoldaşlığın önemli üyelerinden biridir.

Şimdi burada yazanları özetlemek gerekirse, En popüler Vampir hikâyelerinden bir olan Drakula’ya ismini veren Vlad Dracul gerçek bir tarihsel karaktere dayanmaktadır. Bu karakter eğer vampir diye bir şey varsa onlar arasında en meşhurudur. Kendisi 11 yaşından 17 yaşına kadar Fatih Sultan Mehmet’in himayesinde büyümüştür ve daha sonraki ününe sebep olan vahşiliğinin altyapısını bu dön

Media_httpmillenniumt_dmiqg
emdeki deneyimlerinden kaynaklandığı iddia edilmektedir.  Kuruluş amacı tamamen Türklerin genişlemesini durdurmak olan Ejder Yoldaşlığı adlı gizli topluluğun da üyesidir. Bu gizli topluluğun arması da 1996 yapımı Millenium dizisinde yer alan The Millenium Group arması ile ilginç bir benzerlik göstermektedir.

Media_httpimgzemantac_jljwb

Who dares 2 live forever?

Media_http3bpblogspot_ilwua
In my country there's a saying which translates something like ' even Suleyman the magnificent failed 2 live forever what do you think your chances are?' the name mentioned is the significant ottoman emperor who reigned the empire almost 50 years the longest ruling sultan of the ottoman dynasty.

Well i know it is yesterday's news 70's star one of the most significant member of charlie's angels has passed away after struggling with cancer. If i'm not mistaken which i mostly am her last movie performance was with richard gere. She was the unstable wife of 2 doctor played by Gere who was interesten in a character played by Helen Hunt. A really crappy movie. May god rest her soul in peace.

This is pretty new news considering tigere is a significant time difference between here and US. According to my source which is www.wwtdd.com by the way. Michael Jackson once formerly known as king of pop and recently known mostly with allegations on child abuse and some creepy things related with mishandling children. Also passed away due 2 a cardiac arrest that he suffered.
Yes Michael Jackson died of a heart attack @ the age of 50. He had all the power and the money in the world up until recently. He spent quite some portions of his earnings on medical and cosmetic surgeries. Those surgeries were mainly focused on a light skin and younger look rather than a longer life span. The pursuit of eternal youth is probably what turned him into a allegedly peadophillia.

Michael Jackson is died at the age of 50 one question in my mind rose! Which one??? as you may have seen in the picture above there are several versions of him. I wonder which one died? If one version of Michael Jackson dies does the other versions die as well? That is a mystery that we'll live to learn the answer. Another question "who will actually be able to cheat death with all the money power the own in the world?" Looks like Apple's own Steve Jobs is doing fine job with it. First winning over the struggle with pancreatic cancer and now getting himself a new liver and things.

Picture of Dorian Gray by Oscar Wilde is a good book to mention on this subject

---- 
Sent using a Sony Ericsson mobile phone

Kwai Chang Caine'ın ardından

Media_httpnewsimgbbcc_ftrhd
Dünyamızda olup bitenlere bir bakalım. Brezilya'dan Fransaya uçuşu sırasında kaybolan Air France uçağından hala haber yok. Uçağın enkazının bulunduğuna dair yapılan açıklamaların ardından bugün bulunan enkaz parçalarının Air France uçağına ait olmadığı yönünde bir açıklama yapılmış. Eminim Lost dizisini sıkı sıkıya takip edenler için bu olan bitenler hiç de garip gelmemiştir.

Batılı savaş sanatları üstatlarından David Carradine dün Tayland'da bir otel odasında ölü bulunmuş. Biz ve önceki neslin kendisini Kung Fu adlı dizide canlandırdığı Kwai Chang Caine (AKA Çekirge) ile tanıdığı ve dünya üzerinde yaşayan daha genç nesil ise kendisini
Quantin Tarantino'nun Kill Bill adlı filminde Bill Rolüyle tanımıştır. 72 yaşında Tayland'da bir film için bulunan aktör'ün intihar ettiğinden şüpheleniliyor.

Kardeşi Keith Carradine da David Carradine gibi aktördü. Ben şahsen kendisini en son Dexter adlı TV dizisinin ikinci sezonundaki Özel Ajan Frank Lundy rolüyle hatırlıyorum.

David Carradine'ın rol aldığı ve benim seyrettiğim son film ise Kung Fu Killer adlı B sınıfı bir filmdi ve çok başarılı olduğunu söylemem
mümkün olmaz.

Görünüşe göre Çekirge 72 yıllık yaşamında bir sıçramış, ardından bir daha sıçramış, ardından bir daha.... ve gün gelmiş artık hala
sıçrayabilmesine rağmen artık sıçramaktan vazgeçmiş.....

Müjde Ar, Haydi Gel Bizimle Ol, Şalvar Davası, Kenya

Media_httparsivntvmsn_yffto
Dün akşam NTV'de yayınlanan Haydi gel bizimle ol adlı programın ikinci sezonunun finaline denk geldim. Programın bu bölümünün sezon finali mi yoksa programın finali olup olmadığı daha netleşmemiş. Yani önümüzdeki sezon akibeti pek belli değil. Bu belirsizliğin verdiği rahatlıkla Müjde Ar, muhafazakar basın'ın Uğur Dündar ve ailesi hakkında yayınladıkları haberler ve Türk Polisinin Ergenekon soruşturması kapsamında insanların özel hayatlarına yaptıkları müdahale hakkında cesurca fikirlerini söyledi.

Ağırlıklı olarak geçmiş programlardan kliplerin ve bir ara Özcan Deniz'in de konuk olduğu program da en başarılı bölüm şahsi kanaatimce programın başındaki bu bölümdü.

Müjde Ar'ın rüyalarıma giren ilk kadın olduğunu söylemiş miydim ? Bu sebebin de etkisiyle kendisinin Haydi Gel Bizimle ol ekibinin içersinde yeri bir başkadır. Tabi Rüyalarımın ilk kadınından bahsettik ardından konuyla ilgili olarak bir haber geldi aklıma. Müjde Ar ve Şener Şen'in beraber çevirdiği klasiklerden biri olan Şalvar Davası'nın 21. yyılda gerçekten yaşandığını biliyor muydunuz?

Kenya'da kadınlar Politik reformlar tamamlanana kadar eşlerine cinsel pehriz uygulamaya başlatmışlar. Kenyalı kadınlar, politik reformlar ve Türkiye. Yaptırımın etkisi nedir ne olur bilemiyoruz. Haberin detayları burada ama Askmen'in mynet yönlendirmesi hala gereksizce devam ettiği için ulaşabilir misiniz bilemem. Ülkemizin Amerikan Sermayesine ait milli değeri ! Mynet ile ilgili bir seri güzel tanımlamalar geldi yine aklıma burada sizlerle paylaşmayayım.

X-Files Filminin Başarısızlığının Sebebi Dark Knightmış

Media_httpwwwentertai_ielvd

Media_httpwwwentertai_ielvd
X-Files I want to believe filmini seyredeniniz oldu mu ? Pardon sorumu farklı bir şekilde yönlendireyim. X-Files "I Want to believe" filmini sinemaya gidip seyredeniniz oldu mu ? Filmin senaristi ve yapımcısı Frank Spotnitz Bloody-Disgusting.com (Nasıl bir siteyse artık) verdiği röportaj sırasında X-Files "I want to believe" filminin başarısızlığı altında yatan en önemli sebebin 2009'de en büyük gişe hasılatı yaratan ve aynı zamanda bir fenomen haline gelen Batman Dark Knight'dan bir hafta sonra vizyona girmesini sebep göstermiş. Filmi Internetten indirmek suretiyle veya çakma dvd'cilerden 5 milyona alınan 10 DVD'den biri olması nedeniyle seyretmiş olanlar bilecektir Filmin başarısızlığının en büyük sebebi Filmin gerçekten çok kötü olmasıydı. Aklı başında hangi insan evladı 2002 iki yılında sona ermiş bir bilim kurgu dizisini altı sene sonra sinema filmi olarak niye çevirmek ister ki ? Herşey zamanında güzeldir. Nasıl Rambo ve Rocky ve Indiana Jones (malesef bu son filmi yüreğim sızlayarak örnek veriyorum) serileri orjinal aktörler ile çekileceğine hiç çekilmemiş olsa daha iyi olacaktıysa bu dizi de sona erdikten sonra bir devam filmi çekilmemeliydi. Bazıları diziden yıllar sonra çekilen filmlere örnek olarak Sex and The City The Movie'yi gösterebilirler ancak bazı şeyleri akılda tutmakta fayda var. Sex and The City The Movie bir bilim kurgu filmi değil romantik komedi türünde bir film. Bu tür filmlere ya çift olarak gidilir ya sürü olarak. Bilim kurgu filmine grup olarak gidemezsiniz çünkü grubunuzda Bilim kurgu sevmeyen veya gece rüyasında zuzaylıları görmekten korkan bir hatun itiraz edecektir. Sex and The City Filmine erkeklerin hemen hepsi kız arkadaşlarının ısrarı üzerine gittiklerini iddia edeceklerdir ancak bu erkeklerin önemli bir kısmı filmin dizideki gibi diziyi seyredildiği dönemlerde olduğu gibi yardımcı karakterlerin yer çıplak görüntülerine rastlamayı umdukları için gittiler ve hayal kırıklığına uğradılar. Zira dizi özel bir kanalda yayınlanırken daha geniş bir izleyici kitlesini hedefleyen dizinin sinema filmi bu tür yer yer karşılaşılan çıplaklıklar konusunda çok daha fazla muhafazakar bir politika izledi. X-Files'ın başarısızlığının sebebini Batman Dark Knight'ın fenomen başarısı olarak gösteren röportaj ile ilgili yorumlarıma 'a geri dönersek. Kargaya yavrusu kuzgun görünür derler. Filmin yapımcısı ve yazarı olarak duygusal davranarak çok anlamlı olmayan mazeretler bulduğunu anlayabiliyorum ancak bu durumu kamuoyuna açıklamaktan da çekinmiyorum. Bundan yıllar sonra filmin DVD'sini evinde tekrar izlerken sıkıntıdan ağzından salyalar akarak uyuya kaldığında ne kadar saçmalamış olduğunu kendisi de farkedecek. X-Files "I want to believe filmini" seyretmek ortaokul sıralarında aşık olduğunuz kızın 30'lu yaşların ikinci yarısında karşınıza 130 kilo çıkması gibi bir şey. Cüssesinin güneşi kapatması dolayısı ile dünyanız kararı ve işte o anda karşınuızdaki görüntü nedeniyle bir daha geri dönemeyecek kadar zarar gören hatıralar elinizden uçup gitmiştir artık. Filmin adını "X-Files Seyretmek istemiyorum" olarak değiştirseler daha bile uygun olurdu.

Valkyrie Filmi Hakkında İleri Geri Yorumlarım

Media_http2bpblogspot_pdfxd

2008 Yapımı Valkyrie adlı filmi bir arkadaşım tavsiye etmiş. Filmin yönetmenini sevmeme rağmen, kesinikle katılmıyorum. Valkyrie'yi katmazsak dahi filmin yönetmeni Brian Singer'ın son filmleri'nin performansı beni hayal kırıklığına uğratmış olsa da kendisine inancım kaybolmamıştır. Garip isimli hint asıllı Amerikalı dahi yönetmen Shyamalan ise bu hakkını bir çok defa kullanıp filmerinde saçmalayarak tamamen kaybetmiştir.

Kim başarısızlıkla sonuçlandığı bilinen bir suikast teşebbüsü'nün ardındaki organizasyonu iki saat boyunca seyreder ki? Oldu olacak filme girerken bir de keçi boynuzu alın iki saat boyunca başarısızlıkla sonuçlanacak bir komplo olan Valkyrie operasyonunu seyrederken bir gram şeker için kemirip dişlerinizi telef ederek bir taşla iki kuş vurmuş bir dişçiyi de zengin etmiş olursunuz.

Sınırsız sorunlu Scientologist tarikatı vitrin ürünlerinden ünlü aktör Tom Cruise'ı bir göz bandı ve eksik parmaklı vatansever Alman olarak seyretmek tatlı bir haz verse de yinede başarısız komplolar iki saatlik sinema filmleri olarak beyaz ekranı işgal etmeyi haketmediklerine inanıyorum.

Onun yerine Ikinci Dünya klasiklerinden bir çok film var oturup onları seyredelim daha iyi. İkinci dünya savaşı ile ilgili olmasa da içinde Valkyrie geçen bir klasik savaş filmi olarak aklıma gelen film Apocalypse Now'dır . Filmin hem çekimi sırasında yaşanan olaylar hem başrol oyuncuları hemde kendisi sinema tarihine geçmiş olağanüstü bir yapımdır. Yönetmeni olduğu bu film Francis Ford Copolla'nın neredeyse iflasına sebep olmuştur.

Arka fonda Wagner'in eseri olan Ride of the Valkyries'in çaldığı helikopter saldırısı sahnesi ve ötesi mutlaka görülesidir.

Slumdog Millionaire Sildi Süpürdü - Irkçılık ve Hint inanç sistemi

Media_httpwwwblogcdnc_ofreo

Amerikan film akademisi ödülleri bir kez daha sahiplerini buldu. 13 dalda Oscar'a aday gösterilen Benjamin Button'un tuhaf öyküsü sadece üç tane çakma dalda ödül alırken, Slumdog millionaire adlı film 8 ayrı dalda oscar kazanarak bu seneki oscar ödüllerinin dibine vurdu afedersiniz.

Filmin konusunu bilmiyorum 2009 yılı akademi ödüllerini silip süpüren bu sinema şaheserini henüz seyretmedim. 8 adet heykelcik filmi seyretmem için yeterli bir motivasyon oldu itiraf etmeliyim. Yakın zamanda filmi seyrettikten sonra yorumlarımı buradan paylaşıyor olurum heralde.

Liseden sonra Amerikada yaşadığım bir senenin ardından ırkçı olup çıktım. Tüm dünya kardeştir yurtta sulh cihanda sulh konseptiyle yetişmiş bir Cumhuriyet çocuğu iken ırkçı bir adam oldum çıktım. Pek haz almadığım ırklar arasında malesef Hintliler geliyor. Yanlış anlaşılma olmasın bizden daha kötüler anlamında söylemiyorum yanyana fotoraf çektirmek istemeyeceğim millettlerin başında geliyor Hintliler, Pakistanlılar ve bazı Afganlar. Hintliler deyince aklıma ağır bir köri ve baharat kokusu geliyor aklıma. Ten renkleri de bu yanlış ön yargım konusunda bana doğru yolu göstermek konusunda pek yardımcı olduğunu söyliyemiyorum. Hintliler Çinlilerden sonra dünyayı dize getirme potansiyeli olan ikinci millet. Çünkü bu ikisinden de oldukça çok var. Üstelik hintliler her yerde her meslekte.

Dedimmi hatırlamıyorum ama, bu düşünceler  tamamen subjektif ve hastalıklı düşünceler. Yaşam kutsaldır tüm insan ve hayvanların dünyamızda yaşamaya hakkı vardır.

Hintliler çok sipirutüel bir milllet, hint fakirleri, Budha, Sihler, Kamasutra , Aşk için inşa edilmiş en büyük mimari eser Tac Mahal, Reenkarnasyon ve tabi kast sistemi onların eseri.

Kast sistemi nedir insanlar doğdukları ailenin toplum içersindeki yerine göre birbirinden ayrılırlar. İki farklı sosyal statüden aileden iki kişinin beraber olması mümkün değildir. NE kadar dramatik ve adaletsiz değil mi?

Birgün  kız kardeşiniz kendine koca adayı diye seçtiği adamın ailesini sizle tanıştırdığında aslında kast sistemini hiç düşündüğünüz kadar kötü bir sistem olmadığını düşünebilirsiniz ama bu bambaşka hikaye...

Temelleri kast sistemine dayanan bir toplumda sefillik içinde yaşayan milyarlarca insanı nasıl zaptedersiniz? Isyan çıkartıp bu haksızlıktan en fazla fayda sağlayan sosyal grubu katletmelerinin önüne nasıl geçersiniz? Tabiki onlara umut verecek bir inanç sistemi yerleştirerek. Bugün sistemin en dibindesin ancak ölüp yeniden hayata geldiğinde bir prenses , bir kartal, bir kıral olacaksın diyerek uyutacak itaat etmeni sağlayacak inanç sistemi geliştirerek. Sadece tek bir hayat olduğunu savunan bir inanç sistemi olsa sefalet içersinde yaşayan onca insanı nasıl zaptedersiniz.

Media_httpimgzemantac_vppfh

Carrie , Stephen King ve rastgele düşünceler

Media_http3bpblogspot_sygfs
Stephen King'i bilmeyen kalmamıştır heralde. Hani şu korku romanları ençok filme uyarlanan amerikalı roman (korku) yazarı. Stephen King söz konusu olduğunda kendisini 45 - 50 yaşlarında hayal ediyorum. Öte yandan içimdeki saati (yanlış anlaşılma olmasın biyolojik saatimden bahsediyorum saati fiziksel olarak bir tek kolumda taşıyorum... ) dinlediğimde yaşının en az 60 olması gerektiği yönünde bir his beliriyor. Hemen google'dan kontrol ediyoruz.... evet biyolojik saatim doğru adam 62 yaşından gün almaya başlamış. Yani biyolojik saatim haklı çıktı.

Roman Yazarların ölümsüzlük ile iglili takıntıları var sanırım bin yaşına da gelseler kitaplarının arkasına hep olgunluk dönemine ait resimlerini yani yaşlılığın etkisini göstermeye başlamadan hemen önceki resimlerini koyuyorlar. Buda yazarların yaşlarıyla ile ilgili yanlış algılamalara neden oluyor.

Bir başka yazar Micheal Crichton'da (hani şu meşhur Jurassic Park'ın son onbeş küsur senedir devam eden ER adlı dizinin yazarı ve yaratıcısı da bir tarafında kıllar ağırmasına rağmen 30 yılların sonunda çektiği resimlerini kullanıyor kitaplarının arkasında. Ama başlıktada adı geçen yazar kendisi değil dolayısıyla konudan çok uzaklaşmayalım.

Carrie Stephen King'in ilk eserlerinden belki de birincisi wikiden kontrol ediyoruz...... Evet, onu meşhur eden ilk eseri olarak tanımalamızın bir sakıncası yok.

1976 yapımı Brian De Palma filmi. Filmin başrolünde Sissy Spacek var. Film telekinetik güçlere sahip insanlar ile iletişimi çok gelişmemiş bir genç kızın lise son sınıfta arkadaşlarının hor davranışlarına mazur kalıp en sonunda mezuniyet balosunda arkadaşları eşşeğin kulağına su kaçırınca kafayı sıyırıp güçleriyle hepsinin ebe ve muhtelif aile fertlerini bellemesinin hikayesi.

Kitabı okumadım filmi seyrettim ona dayanarak konuşacağım. Aslına bakarsanız filmin önemli bir kısmı Carrie adlı mazlum kıza arkadaşlarının ne kadar kötü davrandığını duygularıyla oynadığını anlatarak geçiyor.

Öyle ki, filmin sonunda "tamam kız milletin ebesini ve diğer aile fertlerini belledi ama" kızla kafayı sıyırma aşamasına getirene dek haketmediler mi?" diye düşünüyor insan. Ortada suç var ceza var suçun cezaya ait olmadığını düşünenler varsa bile tereddütteler....

Lisede insan hakikatten acımasız olabiliyor. Geriye dönüp baktığımızda yıllarca aynı sınıfı paylaştığın bazı insankarın hayatını kararttığımızı yıllar sonra farkettim. Bir pişmanlık tabi mevcut ama bunu farketmem onlarca yıl geçmesi gerekti.

Romanların konularının yazarlarının yaşamlarından kısmen etkilendiklerine inanırım. Stephen King'in resimlerine baktığımda da Lise'nin en popüler kişisi olduğu yönünde bir tahmin de bulunamayacağım. Hazır havamdayken tahminlerime devam ederek, çok yüksek ihtimalle yazarın kendisi de lise hayatı boyunca sosyal olarak dışlanmış ve eşşek şakalarına maruz kalmış gibi geldi bana.. işte böyle bir şey....

Yazarın filme uyarlanan iki filmi ile ilgili net hatıralarım var. Bunlardan biri Carrie diğeri Kujo iki filmede de yaşım korku filmi seyretmek küçük olduğu gerekçesiyle götürülmemiştim. Carrie'yi daha sonra TV'de seyrettim ama Kujo'yu bu tarihe kadar hala seyretmiş değilim.

Dünya tatlısı bir St. Bernard'ın kuduz bir ölüm makinesine dönmesini seyretmiş olsaydım 1993 yılında SwissHotel Bosphorus 'da yapılan üniversite mezuniyet balosunda Otelin o dönemki genel müdürüne ait St. Bernard'lara saldırıp mıncıklamam mümkün olmazdı heralde.

Heey gidi günler heyyyyyy.

Iki Film birden "The Taken" ve "The Wrestler "

Kurt puslu havayı sever ben ise pek haz almam üşürsün ıslanırsın. Yanlış anlaşılmasın yağmur ile bir derdim yok. Benim tüm derdim soğuk havalar ile.

Geçen sefer bahsetmiştim bir cumartesi tam 5 film birden seyrettim (yazı ile beş) diye. Hatta bu seyrettiğim filmlerden birinden de kısaca bahsettim.

Yine aynı gün seyrettiğim fimlerden birine değineceğim bugün. Filmin adı "Taken" Türkiyede yayınlandı mı? Türkçe ismi ne olur bilemiyorum. Başrollerini aslında başrolü "Lian Neeson" oynuyor.

Eski bir Cia operatifi'nin kızını çıktığı Avrupa seyehatinin ilk gününde beyaz kadın tacirleri kaçırır. Kızın kurtulabilmesi için yaklaşık 4 veya beşgünlük fırsat penceresi mevcuttur. Baba (Liam Neeson) tüm tecrübesini ve kaynaklarını kullanarak olaya direkt müdahil olur ve bir neticeye getirir.

Spoiler olayına girmeden önce bir açıklama getireyim. "Cia Operatifi" demekle neyi kastettiğimi anlatmak istiyorum. Amerika'nın silahlı kuvvetler veya kolluk kuvvetleri kullanmadan müdahalede bulunmak istedikleri ülkelerde kullandıkları Cia çalışanlarını kastediyorum. Amerikan vatandaşı veya müdahale edilecek ülkenin ve çevresinin vatandaşları olabilirler

Filmlerin bir dünyası olduğunu farzedersek bu dünyanın en baba karakterlerinden biri olan Jason Bourne'u hatırlarsınız. Bourne'un kimliği(identity), üstünlüğü (supremacy) ve tabiki ultimatomu'nu hatırlamayan çok az kişi vardır.

Bourne Serisi dışında seri filmi olarak oldukça başarılı bir çizgiyi devam ettirebilen kaç film var hatırlamıyorum. Belki Karayip korsanları belki x-men . X-men konusunda kesin kararımı vermiş değilim. Bu konudaki değerlendirmemden heran vazgeçebilirim.

Neyse Taken'a dönmek gerekirse kızının peşinde özel yetenekleri olan bir babanın mücadelesi. Kararlı, verimli ve kesinlikle merhametsiz.

Aksiyon filmleri içersinde gerçekten senenin öne çıkan isimlerinden. Ahanda buraya yazıyorum.


Filmle ilgili önemli not. Yardımcı oyuncu olarak Famke Janssen'e rastlıyoruz. Liam Neeson'un eski eşi rolünde. Sizi bilmem ancak Famke dediniz mi nabız atışlarımda bir düzensizlik kan dolaşımımda belli bir noktada yoğunlaşma oluyor. Kendisinin en bilinen rolü X-men frenchise'daki Jean Grey / Phoenix rolüyle hatırlarsınız. Benim hafızamda ise sıra dışı dizi Nip/Tuck ilk sezonunda hayat koçu Ava ile yer etmiştir. İlerki bölümlerde AVa'nın erkekten dönme olduğu ortaya çıktığında biraz sarsılmış olsam da Filmlerine denk geldiğimde kaçırmamaya çalışıyorum.

Filmlerden bahsetmişken The Wrestler'i seyretmişmiydiniz? Ben seyrettim. Kardeşim nasıl depresif bir film anlatamam. Film için Mickey Rourke'nun büyük geri dönüşü falan diyorlar bence Mickey Rourke'un asıl büyük dönüşü Sin City'de gerçekleştirdi sadece filmin büyük çoğunlukla siyah beyaz olması ve yoğun makyaj nedeniyle Amerikalılar kendisini farketmemiş olabilirler.

Mickey Rourke'un düşüşü beni zırnık ilgilendirmiyor. Adam 9.5 hafta ayağına Kim Bassinger ile Carrie Otis ile ne güzel sahneler çekti. . Lisa Bonet'i Angel Heart adlı filmde önce boneledi sonra öldürdü afedersiniz......... Hala zkinin keyfinde güzel bir hayat sürüyor üstelik ayda bir kere banyo yapmak gibi bir hijyen anlayışına sahip.

Internette dolaşırken okudum bir yerde. Marvel Mickey Rourke'a Ironman 2 de kötü adamı oynaması için 250,000 amerikan doları önermişler. Yani bir müddet daha adamın keyfini bozacak bir şey yok gibi gözüküyor.

The Wrestler adlı filmin ülkemizde dikkat çeken en büyük özelliği ise 40 küsur yaşındaki Marissa Tomei'nin bir dakikayı geçmeyen çıplak sahneleri. Bu arada filmi seyreden biri olarak belirtmek isterim çekimlerde sahte göğüs ucu kullanmışlar. Yinede Seinfeld kahramanlarından George Konstanza'nın anısına Marissa Tomei seyretmek gerekiyordu ve seyrettim. Filmi bitiremedim film beni bitirdi o başka bir hikaye .....

Hepimiz Jan Claude Van Damme

Media_httpentertainin_qunsc
Bu haber gözüme çarptığında çok şaşırdım dogrusu. Genç nüfusun çok olduğu ülkemizde sporda uluslararası başarı yakalayamamış olmamız çok uzun seneden beri bir gizem oldu benim için. Yakaladığımız başarının çoğunlukla devşirme yöntemiyle milli formayı giydirdiğimiz sporcularla olmasının nedeninin sporla ilgilenen erkeklerin çoğunun sokak tabiriyle topçu olmak istemesine bağlıyordum.

Tamam bu da kısmen doğru bir yazı tespitmiş beni şaşırtan eksik olan kısmı.

Ülkemizde futboldan sonra en fazla lisanslı sporcu adedinin kick boks olduğunu biliyor muydunuz? Evet kick boks yapan 50 bini lisanslı sporcu olmak üzere yaklaşık 130 bin sporcunun sporcu var ülkemizde.

Profesyonel sporlar gerekli yetenek azim ve ruha sapip belli sosyal statüdeki insanların kurtuluşu olarak bilinir. Topçu olup birinci bir şekilde ikinci lige kapağı attınmı en azından bir ev sahibi olma ihtimalin artar. Hele bir de birinci lig'e terfi ettinmi artık senin ve ailenin hayatı kurtulmuş demektir. En azından bir nesil en kötü şartlar altında üst gelir grubunun yaşam stilini benimseyerek rahatça yaşayabilir.

Okuyup öğrenip çalışıp kariyerinde yükselmeye çalışmanın ne anlamı var özellikle bunu yapan insanlar ortaokul lise mezunu topçuların maçlarını hayranlıkla izlerken.

O kadar kitabı kafana sokup bir şey yapmaya çalışacağına topa vurup dripling yapıp gol atmayı öğrenmeye çalış hem geleceğini garanti altına al hemde koca koca herifler seni her hafta hayranlıkla izlesin saha içinde ve dışında.

Öte yandan Türkiyede ikinci popüler spor dalı kick box. Bu sporu ülkemize ilk tanıştıran da belçika asıllı Amerikan film yıldızı Jan Claude Van Damme. Hepimiz aktörün ilk çıkış filmi olan BloodSport'u hatırlarız. Tamam hepimiz değil ama 1980'lerin ikinci yarısında genç ve yetişkin olan herkes. Frank Dukes isimli bir döğüş sanatları ustasının nasıl Kumite'ye katılıp kazandığını anlatır.

İtiraf ediyorum söz konusu filmi bir hafta içersinde günde iki defa seyredip (o zamanlar DVD yoktu Betamax videolar vardı) kendi kendimiz döner tekme çalışmışlığımız vardır. Cilalanmış parkenin üzerine bir yolluk atıp yolluğun üzerinde dönerek tekme atmaya çalışmak tekme sürat performansı açısından olumlu sonuçlar vermişti.

Van Damme'ı aslında bundan önce ilk kez "No Retreat No Surrender" adlı filmde kötü kalpli Rus Kickboks'çu olarak seyretmiştik. Ama bilirsiniz filmlerdeki sıradan kötü adamlar ilk unutulanlardır. Unutulmayan kötü adamlar sıradışı olanlardır.

Gelelim 50 bini lisanslı sporcu olmak üzere yaklaşık 130 bin kick boksçuya. Türkiye nüfusu içersinde rakibini tekme tokat kafa göz dövmeyi bir spor dalı olarak gören 130.000 kişi olduğu gerçeği biraz korkutucu.

Ülkemizde 130.000 civarında belkide daha fazla gencin yüreğinde Jan Claude Van Damme olmak yatıyor bilginize.


---- 
Sent using a Sony Ericsson mobile phone

Tagged Film Sinema Spor